Ana Sayfa / Makale / Zeytin Dalı Harekâtı’nın Önemi ve Türkiye İçin Değişen Dengeler

Zeytin Dalı Harekâtı’nın Önemi ve Türkiye İçin Değişen Dengeler

Zeytin Dalı Harekâtı’nın Önemi ve Türkiye İçin Değişen Dengeler

Emrah KAYA – Süleyman Demirel Üniversitesi / Uluslararası İlişkiler ABD / Doktora Öğrencisi

Türkiye’nin Hatay ve Kilis illerine sınırı olan Afrin, Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin desteğiyle PKK/PYD terör örgütünün kontrolünde sözde bir Kürt devletinin kurulabilmesi için hayati öneme sahip bir kenttir. Kente yüklenen en önemli misyon kurulması istenen devletin Akdeniz’e açılmasında ana üslerden biri olmasıdır. Kentte 2011 öncesi ağırlıklı olarak Kürtlerin, Türklerin ve Arapların yaşadığı bilinmektedir.

PKK/PYD’nin Geçirdiği Aşamalar ve Türkiye

PKK’nın Suriye kolu olan ve 2003 yılında kurulan PYD’nin[1] bölgede devlet kurma amacına ulaşabilmek için üç önemli aşamadan geçtiği/geçeceği düşünülebilir. İlk aşama 2003-2014 yılları arasında yaşanmıştır. Bu dönem PYD, güçlenmeye ve zemin bulmaya çalışmıştır. İkinci aşama ise PKK/PYD’nin ordulaşma sürecidir. 2014’den beri devam eden bu süreçte ABD[2], IŞİD/DAEŞ bahanesini kullanarak terör örgütüne silah desteği ve askeri eğitim vermektedir. ABD’den alınan destek ve eğitim terör örgütünün profesyonel ordu gibi hareket etmesini sağlayacak ve konvansiyonel savaşa girebilme kabiliyeti kazandıracaktır.

Ordulaşma imkanı kazanan PKK/PYD, kontrol altında tuttuğu bölgelerde ise üçüncü aşama olarak devletleşmeye çalışacaktır. Bunun için öncelikle örgütün iç ve dış tehditlere karşı koyabilecek bir orduya sahip olması gerekmektedir. Suriye’de IŞİD/DAEŞ terörünün bitme noktasına geldiği bir dönemde ABD, PKK/PYD’nin omurgasını oluşturduğu paravan örgüt Suriye Demokratik Güçleri (SDG) aracılığı ile 30 bin kişilik ‘sınır koruma gücü’ oluşturulacağını açıkladı.[3] Bu açıklama PKK/PYD’nin ordulaşması ve kontrolü altında bulunan sınırları çeşitli tehditlere karşı muhafaza edebilecek bir kabiliyet kazanması anlamına gelmektedir.  Böylelikle hedeflenen devlet hayata geçirilmiş olacaktır.

Türkiye açısından olaylara bakıldığında ise Türk ordusu PKK’ya karşı yürüttüğü askeri harekâtlarda önemli başarılar elde etse de Suriye’deki kaos ortamı ve Türk siyasi karar alıcılarının yanlış politikaları PKK/PYD’nin büyümesine neden oldu. Bu süreçte terör örgütü ABD’nin desteğiyle ordulaşma sürecine hızla geçiş yaptı. Ancak Türkiye özellikle Çözüm/Barış Süreci’nin sonuçsuz kalmasıyla PKK/PYD’ye karşı tavrını sertleştirdi. Bu süreçte ABD ile PKK/PYD’nin desteklenmemesi noktasında çeşitli görüşmeler yapıldı ancak herhangi bir netice elde edilemedi.

Bölgede kurulması planlanan devlet için öncelikli amaç Suriye’nin kuzeyinde terör koridorunun tamamlanmasıydı. Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı ile bölgedeki planları bozmaya niyetli olduğunu ortaya koydu. Ancak savaş tarihi incelendiğinde ortaya çıkan durumun özeti şu şekildedir: Bir çatışmayı kazanmak bütün savaşı kazanmak anlamına gelmemektedir. Ayrıca Suriye’de IŞİD/DAEŞ terörü büyük ölçüde bitirilse ve sükunet hakim olmaya başlasa da Türkiye için en sorunlu dönemlerden biri yeni başlamaktadır. Çünkü Türkiye, ‘stratejik müttefiki’ olarak gördüğü ABD’nin desteklediği terör örgütüne karşı mücadele etmek zorundadır.

Harekâtın Amacı

Zeytin Dalı Harekâtı’nın amacı incelendiğinde ve yukarıdaki veriler ışığında bakıldığında harekâtın önemi ortaya çıkmaktadır. İlk olarak PKK/PYD, Türkiye için bir terör örgütüdür. Örgütün, Türk güvenlik güçlerine saldırılar düzenlediği bilinmektir. Örneğin Amanos Dağları’ndaki terörün kaynaklarından bir PKK/PYD kontrolündeki Afrin’dir. İkinci olarak küreselleşmeyle beraber tehditlerin coğrafi olarak genişlemesiyle birlikte güvenlik anlayışı da genişlemiştir. Bunun neticesinde günümüzde sınırların korunması ülke güvenliğinin sağlanması için yeterli değildir. Ayrıca PKK/PYD’nin “dört parçalı özgür Kürdistan’ı” kurabilmek için Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerine göz dikmiştir. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne göz diken bu terör örgütünün daha fazla güçlenmeden yani tam manasıyla ordulaşmadan imha edilmesi hayatı önem taşımaktadır. Bunun için Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonlarında olduğu gibi sınır ötesi bir operasyon düzenlemesi hayati önem arz etmektedir.

Üçüncü olarak Türkiye, Suriye’deki ABD destekli ayrılıkçı Kürtlerin yükselişine set çekmeye çalışmaktadır. Bunun nedeni ise Türkiye’de ayrılıkçı Kürt hareketlerinin güçlenmesinin önüne geçmek olduğu savunulabilir. Dördüncü olarak Afrin bölgesi yüzyıllarca Osmanlı toprağı olarak kalmıştır. Neticesinde kentte Kürt köylerinin dışında Türk ve Arap köyleri de bulunmaktadır. Bölge, PKK/PYD’nin eline geçtikten sonra terör örgütü Kürt olmayan etnik grupları zorunlu göçe tabi tutarak demografik yapıyı bozmaktadır. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki etkisinin ve yumuşak gücüne zarar vermektedir. Bu operasyon ile birlikte Türkiye, bölgede PKK/PYD karşıtı grupların desteğini de kazanmayı ve etkisini korumayı amaçlamaktadır.

Beşinci olarak PKK/PYD’nin bölgede bir terör koridoru kurmak istemesi Türkiye’nin jeopolitik olarak Ortadoğu ile bağlantısının kesilmesine neden olacaktır. Fırat Kalkanı ile bunu engelleyen Türkiye, Zeytin Dalı ile de Ortadoğu’ya açılan kapısını genişletmeye çalışmaktadır. Altıncı olarak IŞİD/DAEŞ terörü sonrasında PKK/PYD’nin devlet kurma girişiminin Ortadoğu’da yeni bir çatışma süreci başlatacağı aşikardır. Türkiye, Afrin’den başlayarak bölgeyi PKK/PYD terör örgütünden temizleme isteği kısa vadede Suriye’ye orta vadede ise Ortadoğu’ya istikrar getirecektir. Son olarak Türkiye, Zeytin Dalı Harekâtı ile küresel güçlere önemli bir mesaj vermeye çalışmaktadır. Özellikle Fırat Kalkanı ile ciddiyeti ortaya koyan Türkiye, Ortadoğu’nun tekrardan dizayn edilmesi ya da bölgede bir örgüte karşı mücadele de en önemli gücün/müttefikin kendisinin olduğu mesajı vermektedir. Zeytin Dalı Harekatı ile Türkiye, kendisinin dahil olmadığı hiçbir planın gerçekleştirilemeyeceği ya da en yüksek maliyetle gerçekleştirileceği göstermektedir.

Türkiye İçin Değişen Dengeler ve Rusya

Zeytin Dalı Harekâtı öncesi ve harekât sürecinde Türkiye için değişen dengelere bakıldığında ise son iki yüz yıldır Batı yanlısı politika izleyen Anadolu’daki yöneticilerin dönem dönem denge siyasetine başvurduğu bilinmektedir. Bu denge siyasetinin bir örneği ise 15 Temmuz FETÖ’cü işgal girişimiyle Afrin operasyonuna kadar geçen süreçte izlendiği değerlendirilebilir. Bu zaman diliminde Türkiye, yıllardır müttefiki olan ABD’den Rusya’ya yönelmiştir. Ancak Türkiye’nin Afrin operasyonunu ciddi manada dile getirmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleriyle netlik kazanması sonrası ABD ve Rusya’nın aldığı tavır Türkiye’nin yaşadığı değişimin denge siyasetinden daha ileri boyutta olduğunu ortaya koymaktadır.

Afrin operasyonu öncesi yapılan çeşitli açıklamaların nihayetinde ABD, Türkiye’den böyle bir operasyona kalkışmamasını istedi.[4] Tutarsız açıklamaların yanı sıra ABD’nin stratejik müttefikliğe yakışmayan söylemleri Türk siyasetinde çeşitli kesimlerin tepkisine neden oldu. Türkiye, ABD’nin PKK/PYD’ye verdiği desteği eleştirirken ABD politikasını değiştirmedi.

ABD’nin Suriye’de terör koridoru ve terör devleti kurulması için PKK/PYD’ye destek vermesinin karşısında Türkiye, Suriye’deki çözüme PKK/PYD’yi siyasi olarak kanalize etmeye çalışan Rusya ile yakınlaşmaya başladı. Rusya, Ukrayna ve Gürcistan politikaları karşısında PKK/PYD’yi dönem dönem Türkiye’ye karşı siyasi bir koz olarak kullanma yoluna gitmişse de Afrin operasyonu öncesi iki ülkenin anlaştığı görülmektedir. Bunun neticesinde Rusya, Afrin’de bulunan askerlerini belli bir bölgeye çekerek Türkiye’nin bölgeye girmesine onay verdiğini dünya kamuoyuna gösterdi. PKK/PYD ise Rusya’nın onayı olmadan Türkiye’nin harekâtı düzenleyemeyeceğini bu nedenle Rusya’yı düşman olarak gördüklerini açıkladı.[5]

Rusya’nın böyle bir politika izlemesinin nedeni bölgede Türk siyasi karar alıcıların Beşşar Esad’a karşı politikalarını dizginleme amacının yanı sıra NATO üyesi müttefikler arasındaki tartışmayı alevlendirme isteğidir. Türkiye’nin Afrin operasyonu sırasında ve sonrasında Rusya ile daha yakın ilişkiler kuracağı aşikardır. Ayrıca iki ülke arasında gelişen ilişki Türkiye’nin denge siyasetinden öte daha açık bir eksen kayması yaşadığının göstergesi olabilir. Türkiye ile ABD’nin arasındaki tartışmanın ise Afrin’den sonra Münbiç operasyonuyla şiddetleneceği aşikardır. Çünkü Münbiç’te ABD’nin PKK/PYD’yi desteklediği bilinmektedir. Bu süreçte ABD’nin alacağı tavır önem arz etmekle beraber iki ülke arasında yaşanacak bir çatışma, Türkiye’yi Rusya’ya daha çok yakınlaştıracaktır. Bundan ise en karlı çıkacak olan ülke ise Rusya’dır. Ancak bunun yaşanmasında ABD’nin PKK/PYD politikasının itici etken olduğu unutulmamalıdır.

[1] T. C. İçişleri Bakanlığı, PKK/KCK Terör Örgütünün Suriye Kolu: PYD-YPG, PKK/KCK Terrorist Organisation’s Extension in Syria: PYD-YPG, Mayıs/May 2017, s. 6-7.

[2] Can Acun, “Kuzey Suriye’de PYD Kuşağı”, SETA, Sayı: 107, Haziran 2015, p. 4-5, http://file.setav.org/Files/Pdf/20150630181805_kuzey-suriyede-pyd-kusagi-pdf.pdf: Matt Bradley- Joe Parkinson, “America’s Marxist Allies Against ISIS”, The Wall Street Journal, 24.07.2015, https://www.wsj.com/articles/americas-marxist-allies-against-isis-1437747949

[3] “Son dakika! ABD’den şok YPG ordusu açıklaması”, Hürriyet Gazetesi, 14.01.2018, http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-abdden-sok-ypg-ordusu-aciklamasi-40709769 (21.01.2018)

[4] ABD’den Türkiye’ye Afrin’e operasyon yapmayın, Sözcü Gazetesi, 19.01.2018, http://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/abdden-turkiyeye-cagri-afrine-operasyon-yapmayin-2180232/

[5] Nerdun Hacıoğlu, Terör örgütü şokta… YPG, Rusya’yı da düşman ilan etti, Hürriyet Gazetesi, 21.01.2018, http://www.hurriyet.com.tr/ypg-rusyayi-da-dusman-ilan-etti-40716863

About yazar

Buna gözatmalısın

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman Emile Nakhleh Anyone who …