Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / ASYA PASİFİK ARAŞTIRMALARI / TRUMP-KİM ZİRVESİ… KUMAR MASASINDA KARŞILIKLI BLÖFLER

TRUMP-KİM ZİRVESİ… KUMAR MASASINDA KARŞILIKLI BLÖFLER

Trump-Kim zirvesi… Kumar Masasında Karşılıklı Blöfler [1]

Dr. Ümit ALPEREN

2017 yılının başından itibaren Trump Yönetimi’ndeki ABD ve Kim Jong-un Yönetimi’ndeki Kuzey Kore arasındaki karşılıklı tehdit ve gerilim 2018’in başından itibaren yerini yumuşamaya bıraktı. Eğer bir yol kazası olmazsa 12 Haziran’da Trump ve Kim Singapur’da bir araya gelecekler. Açıkçası 12 Haziran Zirvesi’nin gerçekleşmesinin çok zor olacağını daha önce yayımlanan yazımda belirtmiştim. Fakat 2017’de Kuzey Kore ile ilişkilerin beklenmedik ölçüde gerilmesinin ve savaşa varacak tehditlerin havada uçuşmasının sorumlularından olan Trump, 2018’de de yine uluslararası kamuoyunu şaşırtarak ve öngörülemez bir şekilde Kuzey Kore lideri ile zirvede buluşmaya karar verdi. Madem Trump yönetimi Kuzey Kore ile görüşebilecekti, neden ilişkileri ABD’nin Doğu Asya’daki geleneksel kriz yönetimi araçlarının ve söyleminin çok ilerisine taşıdı peki? 24 Mayıs’ta Kuzey Kore, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması için bir iyi niyet adımı göstergesi olarak altı nükleer tesisten birisi olan Punggye-ri Nükleer Test Tesisi’ni yıkmıştır. Bundan bir gün sonra da Kuzey ve Güney Kore başkanları iki ülkenin sınır köyü Panmunjom’da bir araya gelerek savaşın bitirilmesini ve barışa yoğunlaşılmasını ele almış, nasıl olacağı konusunda bir ifade olmasa da nükleerden arınmanın ortak amaç olduğunu belirten “Panmunjom Deklarasyonu”nu yayınlanmışlardır. Fakat Trump bu iki olumlu adıma, 12 Haziran’daki zirveyi iptal ederek cevap vermiştir.

Trump’ın 25 Mayıs’ta zirveyi iptal edip tekrar gündemine alana kadar, tarafların üzerinde anlaşabileceği ve kabul edebilecekleri bir nükleerden arınma çerçevesinin ortaya çıkmasının zor görünmesi, zirvenin de gerçekleşmesinin düşük ihtimal olduğuna işaret ediyordu. Çünkü ABD, ekonomik yardım ve saldırmazlık garantisi karşılığında Kuzey Kore’nin nükleerden vazgeçmesini istemekte. Kuzey Kore ise ABD-Doğu Asya ittifak sisteminden vazgeçilmesi, ABD askeri birliklerinin Güney Kore ve Japonya’dan çekilmesi ve ABD’nin bölgedeki nükleer şemsiyesinin çözülmesinde ısrar etmekte. Bu şartlar altında tarafların bağlayıcı bir çerçevede bir araya gelmesi zaten zor görünüyordu. Fakat sonuç olarak Trump’ın fendi, geleneksel Amerikan politik yaklaşımını ve kriz yönetimini yendi, diyebiliriz. Taraflar arasında karşılıklı görüşmeler gerçekleşmiş ve Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un’un sağ kolu olarak bilinen İstihbarat Eski Başkanı Kim Yong Chol 1 Haziran’da Washington’u ziyaret edip Kim Jong-un’un mektubunu ileterek 12 Haziran Zirvesi için önemli bir adım atılmıştır. Trump’ın politikasındaki bu ani değişim ABD’li akademisyenler ve uzmanlar tarafından da eleştirilmekte ve anlaşılmaz bulunmaktadır. Obama döneminde Asya politikaları alanındaki etkin isimlerinden Daniel Russel, Trump’ın politikalarını New Yorklu emlakçıya benzetiyor. Russel’a göre, Trump dış politikada kişisel ilişkilerle aileler arasında ilişki geliştirerek diplomasi yapmakta. Trump’ın Kim ile bir araya gelmek istemesinde, başarılı olma isteği ve başkaları tarafından övülme dürtüsü de vardır. Aslında ABD başkanları Kuzey Kore yetkilileri ile ilk defa görüşmüyor. Fakat Trump-Kim Görüşmesi’nin diplomasideki karşılığı ve “dostane” amaçlı olması, diğer görüşmelerden farkını ortaya koyuyor.

Trump’ın Kim ile görüşme isteğinin alt yapısında, kendisini barışı sağlayan bir başkan olarak tarihe yazdırmak istemesi yatıyor.

Genel olarak Kuzey Kore sorununun ve Trump-Kim Zirvesi’nin muhtemel sonuçlarının sağlıklı bir şekilde anlaşılabilmesi için bu iki konunun Doğu Asya politikası, Çin-ABD ilişkileri ve ABD-Kuzey Kore ilişkileri olmak üzere üç düzlemde ele alınmasında fayda var. Kuzey Kore konusunu sadece ABD-Kuzey Kore ilişkileri çerçevesinde ele almak yanıltıcı olabilir. Dolayısıyla, Kuzey Kore konusunun genelinin ve son gelişmelerin anlaşılabilmesi için özellikle krizin iki büyük gücü ABD ve Çin’in çıkarları, amaçları ve Kuzey Kore’nin çıkarlarının anlaşılması gerekmektedir.

Trump’ın Kim ile görüşme isteğinin alt yapısında, kendisini barışı sağlayan bir başkan olarak tarihe yazdırmak istemesi ve bir angajman politikası geliştirmeye dönük olmasının yanı sıra,  Çin’i kısmen de olsa devreden çıkararak Kuzey Kore’yi daha kolay bir hedef haline getirmek var. Fakat ABD’nin bu angajman politikasının son hedefi konusunda hem Çin hem de Kuzey Kore’nin farkındalığının oldukça yüksek olduğu söylenebilir. ABD-Kuzey Kore arasında gelişecek daha ileri düzeyde bir angajman politikasının muhtemel sonucu, Kuzey Kore Rejimi’nin etkisinin giderek azalması ve zaman içinde solması ile sonuçlanacaktır. Çin için ise Kuzey Kore bir sınır ve güvenlik sorunu. Bu, aynı zamanda ABD-Kuzey Kore angajmanının artması sonucunda Çin’in denklemdeki gücünün azalması ve Doğu Asya’da ABD müttefiki ülkelere Birleşik Kore’nin de dâhil olmasıyla sonuçlanabilir. Fakat Trump-Kim arasında zirve için yapılan görüşmeler, Çin’in ABD tarafından “şer ülke” olarak tanımlanan Kuzey Kore ile açıktan daha yakın ilişkiler geliştirebilmesinin de yolunu açmaktadır. Bu, aynı zamanda Kuzey Kore Rejimi’nin Çin desteği ile maddi olarak güçlendirilmesinin de yolunu açmaktadır.

Kuzey Kore’nin en büyük önceliği, kendi varlığına karşı bir tehdit olarak gördüğü ABD baskılarının azaltılması ve rejimin devamı. Bu bağlamda da, Kuzey Kore’nin görüşmelerin devamı için önceliği, ABD-Güney Kore arasında gerçekleşen askeri tatbikatların sonlandırılması. ABD’nin önceliği ise, Kuzey Kore’nin nükleer programdan tamamen vazgeçmesi. Ancak Çin’in Kuzey Kore üzerindeki “koruyuculuğu”nu bir kenara koyarak sorulması gereken soru şu: Şayet Libya ve Irak’ın nükleer silahı olsaydı, ABD öncülüğündeki koalisyon bu ülkelerin rejimini bu kadar kolay sonlandırabilir miydi? Kuzey Kore Rejimi’nin de aynı soruyu sorduğundan şüphe yok. 2003-2004’te Libya lideri Kaddafi de ABD ile anlaşmaya vararak nükleerden vazgeçmiş ve Batı ile büyük bir ekonomik angajmana girmişti. Fakat 2011’de ABD öncülüğündeki koalisyon Libya’da isyancıları destekleyerek Kaddafi Rejimi’ne son vermişti. Üç nesildir ABD ve müttefikleri ile çatışan Kim Rejimi’nin bu tür olayları yakından bildiğine şüphe yok.

Singapur’da ABD, Güney ve Kuzey Kore arasında gerçekleşmesi beklenen üçlü zirvenin muhtemel olan en önemli ve olumlu sonucu, 27 Temmuz 1953 tarihinde ateşkes antlaşması ile sonlanan Kore Savaşı’nın resmi olarak da bitirilecek olması. Kore Savaşı’nın resmen bitirilebilmesi için savaşın tarafları olan Güney-Kuzey Kore, Çin ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu ABD önderliğinde bir koalisyonun imzası gerekiyor. Kore Savaşı’nın resmi olarak sonlandırılması ve barış antlaşmasının imzalanma sürecinin başlatılması dışında bu zirvenin şu anki şekliyle bir sonuca ulaşması zor gözüküyor. Öncelikle iki taraf arasında geçmişten gelen çok ciddi bir güven eksikliği bulunuyor. Kuzey Kore nükleer silahı hayat sigortası olarak görürken, nükleer silahlarını kendisine ve müttefiklerine güvenlik tehdidi olarak gören ve İran Nükleer Antlaşması’ndan neredeyse bütün uluslararası toplumun tepkilerine rağmen çekilmiş bir Trump ABD’sinin kendisine vaat ettiği güvenlik garantilerine umut bağlaması gerçekçi gözükmemektedir. Bu güvensizliğin bir diğer sebebi de, yukarıda da bahsettiğimiz Libya’da Kaddafi rejiminin devrilmesidir.

Bütün bu güvensizliğe rağmen, Kim Jong-un, şayet şartları kabul edilirse nükleerden arınma sürecini başlatabileceğini ifade ediyor. Fakat bundan sonraki süreçte ve sonrasında ABD-Kuzey Kore arasında kurulması muhtemel bir müzakere masasında Kuzey Kore Rejimi’nin ana hedefi elindeki nükleer silahlardan vazgeçmek değil, resmi olarak olmasa da fiili olarak tanınmasını sağlamaya çalışmak olacak. 1985, 1994, 2005, 2007, 2012 yıllarında Kim Jong-un’dan önce baba Kim ve dede Kim de nükleer programdan vazgeçeceklerini belirtmelerine rağmen, sonunda Kuzey Kore rejimin varoluşu için vazgeçilmez gördüğü nükleer silahlarına sahip çıkmıştır. Kuzey Kore’nin nükleerden vazgeçmeden ABD’nin Güney Kore’den asker çekmesi zor görünmektedir. Ayrıca ABD’nin Güney Kore’de ve bölgede asker tutmasının tek sebebi Kuzey Kore değil, aynı zamanda bölgesel askeri dengeler. ABD’nin Güney Kore’den asker çekmeden Kuzey Kore’nin de hayat sigortası olarak gördüğü nükleerden vazgeçmesi mümkün gözükmemektedir.

Singapur’da gerçekleşecek ve sonrasında başarısız olması muhtemel -ya da Altılı Taraf Görüşmelerine evrilmsi muhtemel- bir Trump-Kim Zirvesi’nden en kazançlı çıkacak olan taraf Kuzey Kore olacak. Bu anlamda ilk olarak, dünyanın hala en büyük gücü olan ABD Başkanı, diplomatik olarak tanımadığı bir ülkenin liderini muhatap olarak almış olacak. Bu durum, Kuzey Kore rejiminin içerideki ve dışarıdaki prestijine olumlu katkı sağlayacak. İkinci olarak, devam eden süreçte BM Genel Kurulu’nda, Kuzey Kore’ye yönelik olan ve ABD önderliğindeki uluslararası yaptırımlar artık eskisi kadar kolay onaylanamayacak. Trump, en güçlü silahı olan yaptırım gücünü kaybedecek. Üçüncü olarak ise, bu görüşmeler sonucunda Kuzey Kore’nin nükleer gücünün resmi olarak değil ama fiili olarak tanınması yönünde bir adım daha atılmış olacak. Diplomatik düzeyde değerlendirecek olursak da, zirvenin daha sağlıklı bir zemin olan “Altılı Taraf Görüşmeleri”ne evrilmesi muhtemel. Bu süreç Kuzey Kore’nin üzerindeki uluslararası yaptırımları hafifleteceği gibi, uluslararası yardımların önünü açacak. Bu süreç ve sonrasında, ABD içerisinde ve uluslararası arenada en çok eleştirilecek kişi Trump olurken, ABD Başkanı aynı zamanda Çin’in ve Kuzey Kore’nin istediği “Altılı Taraf Görüşmeleri”ne de psikolojik olarak 1-0 yenik başlayacak.

[1] Bu yazı ilk olarak 08.06.2018 tarihinde KARAR GAZETESİ GÖRÜŞLER bölümünde yayınlanmıştır.

SoDip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır; kurumları bağlamaz.

About admin

Buna gözatmalısın

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman Emile Nakhleh Anyone who …

Bir Cevap Yazın