Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / ASYA PASİFİK ARAŞTIRMALARI / Ne Savaş Ne Barış: Kore Yarımadası

Ne Savaş Ne Barış: Kore Yarımadası

Ne Savaş Ne Barış: Kore Yarımadası

Yrd. Doç. Dr. Özlem DEMİRKIRAN

2018 yılı başlarken Kore Yarımadası için de yeni bir süreç başladı. Kim Jong Un’un yeni yıl konuşmasında Güney Kore’de düzenlenecek 2018 PyeongChang Kış Olimpiyatları’na katılım için heyet gönderilebileceğini belirtmesi ve bu konuda Seul ile görüşmelere açık olduklarını ifade etmesi iki Kore arasında görüşmelerin başlamasını sağladı. Görüşmelerde olimpiyatlarda iki Kore’nin sporcularının açılış töreninde aynı bayrak altında yürümesi konusunda anlaşmaya varıldı ve taraflar askeri gerginliğin azaltılması için görüşmelerde bulunmayı kabul etti. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl, Kuzey Kore’nin ardı ardına gerçekleştirdiği nükleer denemeler ve Donald Trump’la Kim Jong Un arasındaki karşılıklı hamleler yeni bir savaş çıkacağı konusunda dünya çapında endişe yaratmıştı. Hatta halen bu endişe sürmektedir. Ama Kuzey ve Güney Kore arasındaki olimpiyat odaklı görüşmeler, bu girişimin Yarımada’daki gerilimin ortadan kalkmasına katkı sağlayacağı beklentisi yaratmıştır.

Esasen Kore Yarımadası denildiğinde iki sorun karşımıza çıkmaktadır. İlki, II. Dünya Savaşı sonrası Kore Yarımadası’nın bölünmüşlüğü ve 1950-53 yılları arasında yaşanan savaşın bir barış antlaşmasıyla sonuçlandırılmamış olmasıdır. İkincisi, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetleridir. Birbiriyle bağlantılı hatta içiçe geçmiş bu iki sorundan nükleer savaş çıkarma potansiyeli nedeniyle Kuzey Kore’nin nükleer silah edinme çabaları uluslararası gündemi daha fazla meşgul etmektedir.

Kuzey Kore’nin nükleer programı 1960’lı yıllara dayanmaktadır. Kuzey Kore lideri Kim İl Sung, ülkesini işgal eden ve uzun süre gerilla savaşıyla yenemediği Japonya’nın iki nükleer bomba ile teslim olmasını sağlayan ABD’nin gücünden çok etkilenmiştir. Kore Savaşı’ndan sonra açığa çıkan belgelerde, ABD’nin savaş zamanında Kuzey Kore’ye karşı nükleer silah kullanmayı düşünmüş olduklarının anlaşılması, Kim İl Sung’un nükleer silah edinme isteğini artırmıştır. Küba Krizi’nde SSCB’nin kendi güvenliği için Küba’dan nükleer silahlarını çekmesi, Kuzey Kore’nin kendi güvenliği konusunda SSCB’ye ne derece güvenebileceğini sorgulamasına neden olmuştur. Tüm bunların etkisiyle, 1956 yılında SSCB ile yapılan anlaşmayla Kuzey Koreli bilim adamları ve mühendisler nükleer konusunda Rusya’da eğitilmeye başlamıştır.[i] 1961 yılında da Yongbyon’da nükleer geliştirme programı başlatılmıştır. Kuzey Kore, nükleer faaliyetlerini denetleyecek Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) 1974 yılında üye olmuş ve 1985’te Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı (NPT) imzalayarak nükleer silah edinmeyeceğini kabul etmiştir. Kuzey Kore’nin nükleer girişimi ilk kez 1993’te uluslararası bir kriz yaratmıştır. Kuzey Kore’deki iki şüpheli nükleer atık tesisinin UAEK tarafından denetlenmesi konusundaki tartışmalar sonucunda Mart 1993’te Pyongyang NPT’den çekileceğini ve UAEK’nın nükleer tesislerini denetlemesine izin vermeyeceğini açıklamıştır.[ii]  Kriz, ABD’yle Kuzey Kore arasında 21 Ekim 1994’te Mutabakat Metni imzalanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu anlaşmayla Kuzey Kore, yaptırımların hafifletilmesi, dış yakıt yardımı ve iki hafif su reaktörü inşa edilmesinde yardım karşılığında plutonyum işleme programını dondurmayı, UAEK’ya durumu izlemesi için izin vermeyi ve NPT’nin tarafı olarak kalmayı taahhüt etmiştir.[iii] Ekim 2002’de Başkan Bush’un özel temsilcisi James Kelly’nin, Pyongyang’ı ziyaretinde yapılan görüşmede, Kuzey Kore’nin gizli zenginleştirilmiş uranyum programını kabul ettiği iddiası üzerine ikinci kez kriz patlak vermiştir.[iv] Karşılıklı restleşme sonucunda Kuzey Kore, 1994 mutabakatının geçersiz olduğunu açıklamış, izleme araçlarını sökmüş ve UAEK’nın uluslararası görevlilerini kovmuştur. Pyongyang, Yongbyon’daki nükleer programını yeniden başlatmıştır. Mühürlü plutonyum üretme tesisini yeniden açmıştır. 10 Ocak 2003’te de NPT’den çekildiğini açıklamıştır.[v] Çeşitli girişimlerle çözüm için Ağustos 2003’te Kuzey Kore, Güney Kore, ABD, Çin, Rusya ve Japonya’nın katılımıyla Altılı Görüşmeler (Six-Party Talks) başlatılmıştır. Bir taraftan görüşmeler sürerken diğer taraftan Kuzey Kore nükleer silah geliştirdiğini açıklamış (10 Şubat 2005), balistik füze denemeleri yapmış (Temmuz 2006), ilk yeraltı nükleer denemesini gerçekleştirmiştir (9 Ekim 2006). Yaptırımlar, restleşmeler eşliğinde 13 Şubat 2007’de Altılı Görüşmeler’de anlaşmaya ulaşılmıştır. Anlaşmaya uygun olarak Kuzey Kore, ilk aşamada Yongbyon nükleer tesisini kapattığını ve UAEK personelini kabul etmeye hazır olduğunu açıklamıştır. İkinci aşamada, Kuzey Kore’nin tüm nükleer programlarını açıklaması ve mevcut tüm nükleer tesislerini kullanılmaz hale getirmesi gerekiyordu. Altılı Görüşmeler’de Kuzey Kore’nin nükleer programına ilişkin gereklilikleri yerine getirdiğini doğrulamak için bütüncül bir sistem oluşturulması konusunda anlaşma sağlanamamış ve görüşmeler kesilmiştir. Sonrasında, Pyongyang nükleer çalışmalarına tekrar başlamıştır. 2009 yılında önce füze fırlatmış, sonra nükleer deneme gerçekleştirmiştir. BM Güvenlik Konseyi’nin Kuzey Kore’nin eylemlerini kınaması üzerine de Pyongyang artık Altılı Görüşmelerde yer almayacağını açıklamıştır. Pyongyang, 2013 Şubatı’nda, 2016 yılının Ocak ve Eylül ayında ve son olarak Eylül 2017’de olmak üzere dört nükleer deneme daha ve pek çok füze denemesi gerçekleştirmiştir. 1998’de Güney Kore’de konuşlanmış Amerikan üsleriyle beraber Japonya’yı vurma kabiliyetine sahip olduğunu açıklamıştır. Kuzey Kore 2017’de yapılan denemelerle artık ABD topraklarının füzelerinin menzili içinde yer aldığını iddia etmektedir.

Kuzey Kore’nin 3 Eylül 2017’de gerçekleştirdiği altıncı ve günümüze kadar ki en güçlü nükleer denemesinin üzerine 11 Eylül’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Pyongyang’ın nükleer ve füze programlarına ilişkin “en sert yaptırımları” talep eden karar tasarısını onaylamıştır. Bu kararla, Kuzey Kore’ye doğalgaz satışı yasaklanırken, petrol ürünleri satışı da sınırlanmıştır. Kuzey Kore’nin önemli ihracat ürünleri olan kömür, demir, diğer mineraller, deniz ürünlerinin ihracatı daha önceki kararlarla yasaklanmıştı. 11 Eylül’de alınan kararla,  Kuzey Kore’nin ikinci gelir kaynağı tekstil ürünlerinin ihracatına da yasak getirilmiştir. Kararın kabul edilmesinden önce yapılmış kontratlar dışında Kuzey Koreli işçilerin üye devletlerde çalıştırılması da yasaklanmıştır.[vi] Trump Yönetimi’nin petrol ürünlerinin ihracatının tamamen yasaklanması, Kuzey Koreli işçilerin yurtdışında çalışmasının tamamen yasaklanması, Kim Jong Un’un yurtdışındaki mal varlıklarının dondurulması, seyahat yasağı getirilmesi gibi daha katı önerileri Rusya ve Çin’in kararı veto etmemesi için değiştirilmiştir.[vii] BM kararına Kuzey Kore’nin yorumu, ABD tarafından imal edilmiş kararın Pyongyang’ın doğru yolda olduğunu gösterdiği olmuştur. Kuzey Kore’nin ülkenin egemenliği ve varlığını koruma gücünü ve ABD ile pratik bir denge kurarak bölgenin barış ve güvenliğini koruma çabalarını iki katına çıkaracağı iddia edilmiştir.[viii] Nitekim karardan dört gün sonra Kuzey Kore Japonya’nın üzerinden geçen bir füze denemesi daha gerçekleştirmiştir. Amerikan Yönetimi Kuzey Kore’ye uygulanan baskıyı artırmak için 20 Kasım’da, Kuzey Kore’nin tekrar terörü destekleyen ülkeler listesine ekleneceğini açıklamıştır. ABD 2008’de Kuzey Kore’yi bu listeden çıkarmıştı.[ix] Ancak bu girişimin de Kuzey Kore’nin nükleer çalışmalarını durdurmaya katkı sağladığı söylenemez. Nitekim, Kuzey Kore, 29 Kasım’da ABD’nin tümünü vurabilecek kıtalararası balistik füze denemesi yaptığını ilan etmiştir.[x]

Kuzey Kore’nin nükleer silaha sahip olması, ABD ve müttefiklerini hedef alması dışında, NPT’nin kabul ettiği beş nükleer silah sahibi devletten başka güçlerin de nükleer silaha sahip olmasının yolunu açacak olması dolayısıyla ABD’nin tepkisini çektiği savunulmaktadır. Bununla birlikte Hindistan, Pakistan ve İsrail de, ‘de facto nükleer silaha sahip devletler’ olmasına rağmen Kuzey Kore gibi ABD ve onun yönlendirdiği uluslararası toplumun hedefi haline gelmemektedir. Bu noktada Kuzey Kore rejiminin güvenilmez ve öngörülemez olduğu, sorumsuz davranarak nükleer bir savaşa neden olabileceği endişesiyle engellenmeye çalışıldığı ileri sürülmektedir.

Bununla birlikte, ABD’nin Kuzey Kore’nin faaliyetlerini bahane ederek Asya-Pasifik’teki varlığını artırdığı, esas olarak Çin’in bölgedeki etkinliğinin artmasını engellemeye, bölgede görünüşte Kuzey Kore’ye ama aslında Çin’e yönelik etkili bir ittifak mekanizması kurmaya çalıştığı da ileri sürülmektedir.

Japonya’yı batırmakla, ABD’yi küle çevirmekle tehdit eden Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un ABD’ye saldırması çok olası görünmemektedir. Kim, nükleer programı rejimin devamının garantisi olarak görmektedir. Yani varlığını devam ettirmek için nükleer silaha sahip olması gerektiğine inanmaktadır. Varlığını ortadan kaldıracak bir nükleer savaşı başlatmayacaktır. Ancak ABD ve müttefikleri rejimin yıkılması için harekete geçerse elindeki tüm gücü kullanması ihtimal dışı değildir.

ABD açısından da, Kuzey Kore’ye askeri bir müdahale çok akılcı görünmüyor. Nitekim nükleer çalışmalarını yer altındaki tesislerde gerçekleştirdiği için ABD için Kuzey Kore uydu gözlemlerine rağmen bilinemeyen bir ülkedir. Dolayısıyla Kuzey Kore hakkındaki bilgiler kendi kaynaklarına ya da gerçekleştirilen denemelerin ortaya çıkardığı sonuçların değerlendirilmesiyle yapılan tahminlere dayanmaktadır. Müdahale durumunda ne ile karşılaşılacağı bilinememektedir.

Bunun dışında gerilimin sürmesi ABD’nin lehinedir. Hem bölgedeki askeri varlığını artırmakta hem de silahlanan müttefiklerine silah satmaktadır. Son deneme üzerine ABD, Güney Kore ve Japonya’ya ileri teknoloji silah satışında önemli bir artışa izin vermiştir.

Ayrıca, bilindiği üzere Kuzey Kore krizi sadece ABD ile Kuzey Kore arasında yaşanan bir kriz değildir. Rusya ve daha çok Çin de krizin içinde yer almaktadır. Her iki ülke için de Kuzey Kore’nin varlığını sürdürmesi, ABD ve müttefikleriyle aralarındaki tampon bölgenin varlığının sürmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca askeri müdahale durumunda ortaya çıkacak mülteci sorunu ve olası nükleer güç kullanımının yıkıcı etkileri de iki ülkenin ortak kaygılarıdır. Bu nedenle iki ülke de sorunun görüşmelerle çözülmesinden yanadır. Askeri bir müdahale, ABD’nin karşısına bu iki ülkeyi de çıkaracaktır.

Kuzey Kore Yönetimi, son denemesinin ardından bunun ABD’nin bölgede artan nükleer tehdit ve düşmanca davranışlarına karşı koymak ve Kore Yarımadası’nda bir nükleer savaşı caydırmak için yapıldığını açıklamıştır.[xi] Kim Jong Il döneminde, Kim nükleer denemeleri görüşmelerde elini güçlendirmek, daha fazla dış yardım sağlamak için kullanmıştır. Ancak Kim Jong Un dönemi için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Kim Jong Un’un görüşme masasına dönülmesi durumunda nükleer programın durdurulmasını görüşme konusu dahi yapmayacağı düşünülmektedir. Kim Jong Un, Kuzey Kore’nin nükleer bir ülke olarak kabul edilmesini sağlamaya çalışmaktadır. 2012 yılında anayasasında yapılan değişiklikle Kuzey Kore, nükleer bir devlet olarak tanımlanmıştır.[xii]

2017 yılının özellikle son aylarında ABD ile Kuzey Kore’nin karşılıklı hamleleriyle kriz tırmandırılmıştır. Dünyanın Kore Yarımadası’nda bir savaşın başlamasının tedirginliğini yaşadığı bir dönemde, Kim Jong Un’un Güney Kore’de düzenlenecek olimpiyatlara sporcu gönderilebileceği açıklaması gelmiştir. Kuzey’den gelen bu teklif Güney tarafından da olumlu karşılanmış, iki taraf arasında askeri iletişim acil hattı açılmış, görüşmeler başlatılmış ve Kuzey Kore’nin olimpiyatlara heyet göndermesi ve gerginliği azaltmak için askeri müzakere yapma konusunda anlaşma sağlanmıştır. Koreler arasındaki bu görüşmelerin sürdürülebilir barış ve nükleer silahsızlanma için diyaloğun başlamasına katkı sağlaması beklentisi ortaya çıkmıştır. Ancak Kuzey Kore’nin sadece ABD ile Güney Kore’nin arasını açmak ve uluslararası baskıyı azaltmak için bu görüşmelerin yolunu açtığı da düşünülmektedir.

Diğer taraftan, görüşmeler devam ederken, ABD Kuzey Kore’ye uygulanan yaptırım listesini genişletmiş ve ABD’nin Vancouver’da Kanada’yla birlikte evsahipliği yaptığı 20 ülkenin dışişleri bakanlarının katıldığı zirvede Kuzey Kore’nin üzerindeki baskının sürdürülmesi kararı alınmıştır. Kore Yarımadası’na komşu olan ve Kuzey Kore ile doğrudan bağlantısı olan Rusya ve Çin ise zirveye davet edilmemiştir. Bu girişimler ABD’nin bölgede varlığının ve etkinliğinin artması için krizin sürmesini teşvik ettiği, bölgedeki Rusya ve özellikle Çin gibi aktörleri pasifize etme çabası içinde olduğu görüşlerini güçlendirmektedir.

Sonuç olarak, ABD uluslararası toplumu daha fazla yaptırım uygulamaya zorlamaya devam edecektir. Kuzey Kore de nükleer çalışmalarını sürdürmeye çalışacaktır. Kore Yarımadası’nda ılımlı havaya rağmen kısa vadede bir çözüme ulaşılması çok mümkün görünmemektedir. Fakat, bir savaşın da gerçekleşmesi her iki tarafta büyük tahribata neden olacağı için çok olası değildir. Ancak hem Kim Jong Un hem de Donald Trump’ın kişilikleri dolayısıyla savaş dahil bütün ihtimaller göz önünde bulundurulmalıdır.

[i] Mustafa Kibaroğlu, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, C. 1, S. 1 , 2004, s. 157-158.

[ii] Seung Ho Joo, “DPRK-Russian Rapproachment and Its Implications for Korean Security”, International Journal of Korean Unification Studies, 9/1 (2000), s. 211.

[iii] Chikahito Harada, Russia and North-east Asia, The Adelphi Papers Series, 310, London, Oxford University Press for the International Institute for Strategic Studies, 1997, s. 63.

[iv] Yoichi Funabashi, The Peninsula Question: A Chronicle of the Second Korean Nuclear Crisis, Washington, Brookings Institution Press, 2007, s. 103.

[v] Seung Ho Joo, “Russia’s Role in the Six-Party Negotiations”, Pacific Focus, 19/2 (2004), s. 109.

[vi] S/RES/2375 (2017), https://www.un.org/sc/suborg/en/sanctions/1718/resolutions, (12.09.2017)

[vii] “‘Fresh N. Korea sanctions reflect influence of Russia & China’”, RT News, 12 Eylül 2017, https://www.rt.com/op-edge/403060-north-korea-un-sanctions/, (13.09.2017).

[viii] “DPRK FM Categorically Rejects Harshest-ever UNSC’s “Resolution on Sanctions””, KCNA, 13 Eylül 2017,  https://kcnawatch.co/newstream/1505255514-942077029/dprk-fm-categorically-rejects-harshest-ever-unscs-resolution-on-sanctions/, (15.09.2017).

[ix] Michael D. Shear ve David E. Sanger, “Trump Returns North Korea to List of State Sponsors of Terrorism”, NY Times, 20 November 2017, https://www.nytimes.com/2017/11/20/us/politics/north-korea-trump-terror.html, (10.12.2017)

[x] “North Korea says new missile puts all of US in striking range”, BBC News, 29 November 2017, http://www.bbc.com/news/world-asia-42162462, (10.12.2017).

[xi] “FM warns against US bid for ‘unprecedented sanctions’”, Pyongyang Times, 11 September 2017, https://kcnawatch.co/newstream/1505181889-94603806/fm-warns-against-us-bid-for-unprecedented-sanctions/, (12.09.2017).

[xii] “North Korea calls itself a nuclear power”,  The Hankyoreh, 1 Haziran 2012, http://english.hani.co.kr/arti/english_edition/e_northkorea/535684.html, (13.09.2017)

Sodip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır. Kurumları bağlamaz

About yazar

Buna gözatmalısın

Khashoggi’s Disappearance Belies Saudi Reform Narrative

Emile Nakhleh The disappearance and possible murder and dismemberment of Jamal Khashoggi lay bare the …