KOSOVA’DA KAZAN KAYNIYOR

KOSOVA’DA KAZAN KAYNIYOR

Yazar: Serkan YILDIZ

Balkanlarda suların ısınmaya başladığını tek düşünen ben değilim. Belli ki Çipras’da benimle aynı düşüncede ki bu konuda Kosova’yı sükunete davet ediyor. Peki Kosova dinliyor mu? Hayır…

24 Mart 2018’de Bosna Hersek’in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nde David Dragicevic, 24 Mart’ta Banja Luka’daki Crkvena nehrinde ölü bulunmuştu. Polis bunun bir boğulma olduğunu iddia etti. Ancak ceset üzerindeki morluklar ve darp izleri bunun bir boğulma değil “cinayet” olduğunu düşündürdü. Baba Dragicevic ise oğlunun öldürüldüğü yönündeki iddiasının polis güçleri tarafından reddedilmesi üzerine Banja Luka’da zaman zaman  “David için Adalet” sloganıyla gösteriler düzenlendi. Bu gösteriler Sırbistan ve Hırvatistan’a da sıçradı. Ağustos ayında 1990’ların sonunda Kosova ‘da başlayan “Büyük Arnavutluk” ideali ve “Etnik Arnavut İsyanının” sonucu olarak aşırı sağcı “Kosova Kurtuluş Ordusu” (UÇK) – (Ushtria Çlirimtare Kosoves) ‘nin bazı fanatikleri çıktı ve gayri resmi kanallardan cinayeti üstlendi. Cinayeti onlar mı işledi yoksa nemalanmaya mı çalışıyorlar bu yargının işidir.

Peki UÇK neydi? Birleşmiş Milletler Savaş Suçları Başsavcısı Carla Del Ponte, UÇK için; “Avrupa’nın en büyük uyuşturucu ve organ kaçakçılığı yapan illegal örgütüdür” diye açıklama yaptığında bazıları çıkıp; “Bizim için Kuvayi Milliye neyse Kosova için UÇK odur” dediğinde hepimizin sinirleri bozulmuştu. Çünkü hiç bir Kuvayi Milliye gönüllüsü kendisi gibi düşünmüyor diye bir başka vatandaşını kaçırıp organları ondan alıp, satıp, Kuvayi Milliye’ye gelir oluşturmamıştır! UÇK’nin ne olduğunu anlamak için 21 Nisan 2015 tarihinde Kuzey Makedonya’daki bir Makedon karakolunu basıp oradaki Makedonlara yine “kendileri gibi düşünmedikleri” için  4 saat boyunca işkence ettiği, telefonlarını ve paralarını gasp ettiği haberlerine bakmamız yeterlidir. 2017’de tekrar seçilen Başbakan Ramush Haradinaj da Lahey’de UÇK davalarında Sırplara işkence etmekten yargılandığını da unutmamak lazım. Ve şuan Kosova Cumhurbaşkanı olan Hashim Thaçi’ninde 14 Aralık 2010 tarihinde Guardian’ın yayınladığı ve kamuoyuna sunulan Avrupa Konseyi raporlarında “Uluslararası Organ Kaçakçılığı” suçlarını işlemiş olabileceği iddialarında bulunmuştur. Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç, Uluslararası Savaş suçları mahkemesinde yargılanırken tanık olarak mahkemeye çağrılan dönemin Kosova Devlet Başkanı Rugova’ya hitaben; “Sayın Rugova, bana gelerek sizi Kosova Kurtuluş Ordusu’ndan korumamı istediniz. Gözlerimin içine bakın ve bunun doğru olup olmadığını söyleyin. Bana gelerek, sizi ve ailenizi can güvenliğinin korunması için yurtdışına çıkarmamı istediniz. Bu doğru mu, değil mi?” dediğinde Rugani bunu kabul etmemiş ve “…ben bölgeden ayrılmama izin verilmesini talep ettim” diyerek salonda gülüşmelere sebep olmuştur. 1999 Amblemi yasaklanmış bir “Kurtuluş Ordusu”nun nasıl bir “ordu” olduğunu muhtemelen şimdi daha iyi anlamışsınızdır.

Belgrad’da 25.ooo Sırp’ın katıldığı ve Cumhurbaşkanı Vucic’i protesto edilen eylemlerde Sırbistan Polisi üzerinde çok ciddi miktarlarda patlayıcı madde bulunan 4 Kosovalı genci eylem öncesinde tutuklamış ve eylemci gençlerin ikisinde UÇT dövmeleri olduğu polis rapolarına yansımıştır. Ya tutuklamasaydı? Ya o mühimmatlar patlasaydı? 25.ooo insan… Belgrad’da… Neler olurdu? Eylemi yine sosyal medya üzerinde çeşitli emojilerle UÇT fanatikleri mi üstlenirdi? Yoksa iş biraz daha büyür müydü?

27 Aralık 2018 Perşembe günü Kosova Ticaret Bakanı Endrit Shala; “Bundan böyle Sırbistan ve Bosna’dan giren tüm ürünlere yüzde 100’lük vergi kararı uygulanacak” dedi. Bunu mahalle kahvesinde deseniz adamı döverler! Vucic ne yaptı? Rusya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’nın büyükelçilerinin yanı sıra Güvenlik Konseyi’nin acil durum toplantısına çağırdı. Amaç neydi? Bosna Hersek ve Sırbistan’la Kosova devleti arasında çok ciddi miktarlarda olan “Ticaret”ten daha yüksek kâr marjları mı elde etmekti yoksa başka bir amaç mı vardı? Ne kadar ticaret olabilir ki? Bu %100 vergi kararı nedendir? Birileri mi istedi yoksa gerçekten Kosova Hükümeti bu ticaretlerdeki kâr payını mı yükseltmek istiyordu?

14 Aralık’ta Kosova Meclisinde, Sırp milletvekillerinin katılmadığı oturumla Kosova Güvenlik Gücü Bakanlığının (FSK), “Savunma Bakanlığına” dönüştürülmesi kararını almış ve 28 Aralık 2018 günüde Kosova Güvenlik Gücü, “Kosova Ordusu”na dönüştürülmüştür. Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Thaçi o gün; “Kosova ordusunun resmileştirilmesinin bu önemli gününde uluslararası destekçilere, ABD ve diğer tüm müttefik devletlere teşekkür ediyorum.diyerek halkı ve orduyu kutlamıştır. “Dış güçlere önemli bir mesaj” olarak yorumlanan bu haberin detayına baktığımızda şunu görürüz; Kosova Güvenlik Gücü, 2 5oo aktif askere sahipken, ordu olduğunda bu sayı; 5 ooo’e çıkmıştır ve 3 ooo’de Seferberlik Görev Emri ile  desteklenmiştir. Çevresindeki mesaj verdiği dış güçlerin ordularına bakalım; Sırbistan aktif asker sayısı; 137.ooo, seferberlik Görev Emri ile bu sayısı 3 milyona çıkıyor… Bulgaristan aktif asker sayısı; 332.5oo… Seferberlikte bu sayı; 5.5 milyon… Arnavutluk; 22.5oo (Erkek & Kadın) seferberlikte; 1.7 milyon (erkek & kadın)… Makedonya; 16.ooo Erkek, 14.ooo kadın… Seferberlikte bu sayı; 55o.ooo… Yani çevresindeki orduların topa tüfeğe sarılmadan birer maşrapa su dökseler Kosova Ordusu muhtemelen o suda boğularak ölür… Ama ciddi bir mesaj vermekten geri durmuyorlar. Bu mesaj kime? Neye? Hangi amaçla verilmiştir? “Diğer tüm müttefik devletler” ve “Amerika”ya neden teşekkür edilir? Özellikle Amerika‘ya edilen teşekkür kötü bir tesadüf müdür yoksa politik bir açılım mıdır? Bu Ordu kimin ordusu? Neyin ordusu? Ve bu ordunun hizmeti-sadakati ve görev bilinci kime yada kimlere olacaktır? Seferberlikte mevcut sayısı 8.ooo olan bir birlik peki gerçek bir ordu mudur? Yoksa tahrik gücü yüksek bir bomba mıdır?

Evet, Kosova ne yapmaya çalışıyor? Sizlerinde aklında bu soru var ve herkes gibi cevaplarını biliyorsunuz. Vergi kanunu, sembolik bir ordu ilan ederek tahrik, kuruluşunda önemli rol oynadığını iddia ettiğin bir illegal oluşumun liderlerinden oluşmuş bir yönetim sistemi ve dolaylı yada dolaysız (bu gerçekten bilinmez bir muamma) “aşırı sağcı ve fanatikleri” besleme… Bunlar; Kosova’nın fakir ve yoklukla mücadele eden halkının istekleri midir? Priştine’li bir terzi? Kestiği ineğin etinin derdindeki bir kasap mı istemiş? Bir Kosovalı öğretmen? İşçi? Çiftçi? Kurulalı henüz daha 10 gün olmamış  olan ordusunda ki bir subay? Doktor? (Varsa tabii) Yoksa birileri ile “politik kaygı” güderek zamanında atılmış imzaların tahsilat günü mü gelmiştir? Bosna Hersek devleti bile seni tanımamışken ve tanımamaya kararlıyken Kosova halkı mı istemiştir pimi çekilmiş bomba ile orada yaşamayı? Karabağ meselesinde ki siyasi duruşun sebebiyle Azerbaycan bile (müslüman ve Türk) seni asla tanımayacağını söylerken Priştine’deki savaşta ölmüş oğlunun mezarına her gün giden müslüman kadın mı karar vermiştir bu politikaya? Evet, halklar ve yönetim şekilleri, bu şekillerin aldığı politikalar çok farklı kuramlardır. Ancak bu halkın istek ve beklentisi ile de doğru orantılıdır. Nüfusunuz kaç olduğunun bununla ilgisi yoktur. Sizin oy verip seçtiğiniz (seçtiğinizi sandığınız) hükümetlerin attığı imzalardır politikalarınızı belirleyen… Ve bu durumda Kosova Siyaset ve önde gelenlerinin nerelere – neden imza attıkları Thaçi’nin teşekküründe ayan beyan gözükmektedir.

Rahmetli Uğur Mumcu, “40’ların Cadı Kazanı” kitabında Balkanları çok güzel işlemiştir. Balkanlar, Cadı kazanının dibidir. Hep sıcak, hep alevli ve hep en akışkan yerdir. Gözlerimizi başka yere çevirmemeliyiz. 13 Mayıs 1990’da Dinamo Zagrep – Kızılyıldız maçında tribündeki Hırvat taraftarlara Sırp polisinin sertliği yükseltmesi üzerine Dinamo Zagrep takımının dünyaca ünlü futbolcusu Zvonimir Boban’ın bir Sırp polisine attığı tekme ile başlayan 11o.ooo insanın öldüğü ve 2.ooo.ooo’dan fazla insanın göç etmek zorunda kaldığı savaş… 28 Haziran 1914’te, “Kara El” çetesinin üyesi Sırp Gavrilo Princip, Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand öldürerek başlayan I.Dünya Savaşı… Ve şimdi kıpır kıpır bir Kosova… Dikkatlerimizi oraya vermemiz gerekliliğini söylüyorum ve iddia ediyorum! Orada çıkacak bir küçük yangının dünya tarihinde nelere mal olduğunu görürken, göz göre göre o ateşe bir kova su ile gitmek yerine benzini su diye bizlere yutturmak isteyenlere inanmamız pek akıllıca bir tercih olmaz. Halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hürriyeti için çok erken bir çağda olduğumuz aşikarken en azından daha fazla insan çocuklarının mezarlarını ziyarete gitmemeliler… Ve Kosova bunu en çok yaşayan insanların olduğu ülke iken bu kazanın altına neden hala odun taşımaktadır? Evet, Kosova’da kazan yanıyor ve bunu henüz kimse fark etmiyor… Bakın, orada… Kosova…

About admin

Buna gözatmalısın

Hasan Mesut Önder Türkiye raporu üzerine Kati Piri ile görüştü: “AB Türkiye’deki darbe girişimini başlangıçta hafife aldı”

Hasan Mesut Önder Türkiye raporu üzerine Kati Piri ile görüştü: “AB Türkiye’deki darbe girişimini başlangıçta …

Bir Cevap Yazın