Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / ASYA PASİFİK ARAŞTIRMALARI / KORE GÖRÜŞMELERİ: ‘Korkak tavuk oyunu’ndan kumar masasına

KORE GÖRÜŞMELERİ: ‘Korkak tavuk oyunu’ndan kumar masasına

Kore görüşmeleri: ‘Korkak tavuk oyunu’ndan kumar masasına[1]

Dr. Ümit ALPEREN[2]

Nicholas Ray’in yönettiği ve James Dean’in başrolde oynadığı 1955 ABD yapımı “Asi Gençlik” (Rebel Without A Cause) filminde, Jim (James Dean) ve Buzz (Corey Allen) ismindeki iki genç arabalarına binerler ve uçuruma doğru hızla sürerler. “Korkak Tavuk Oyunu” olarak uluslararası ilişkiler literatürüne de girmiş olan bu oyunda üç temel durum gerçekleşir: İlk olarak her iki taraf da uçuruma doğru gitmekten kaçınmazlar ve büyük kayba uğrarlar. İkinci olarak, taraflardan birisi kaçar ve kaçan taraf “korkak tavuk” olarak ilan edilir. Üçüncü olarak ise, her iki taraf da uçuruma düşmekten kaçınırlar. Asi Gençlik filmine dönecek olursak, Buzz’dan daha kıvrak ve stratejik bir zekâya sahip olan Jim, arabası uçuruma yuvarlanırken kendisi çoktan arabadan atlamıştır. Maalesef Buzz aynı çözümü düşün(e)memiştir. Kuzey Kore Başkanı Kim Jong-un ve ABD Başkanı Donald Trump, 2017 yılı boyunca “korkak tavuk” oyunu oynadılar. Fakat 1950’de başlayan Kore Savaşı’ndan günümüze kadar geçen süreçte değişen uluslararası ve bölgesel konjonktürde taraflar kriz yönetimlerini nasıl yapacakları konusunda oldukça iyi sayılacak bir birikime ulaşmışlardır. Kim’in “sorumsuz” eylemlerine ve açıklamalarına Trump’ın da “sorumsuz” ve “öngörülemez” eylem ve açıklamalarının eklenmesi ile fazlasıyla çatışmanın var olduğu acılı dünyamıza nükleer savaş çanları çaldırtmıştır. Fakat hem Trump’ın hem de Kim’in, “Buzz” değil de, “Jim” olduklarını bütün dünyaya göstermeleri, bütün muğlaklıklara rağmen sevindiricidir. Şayet uçuruma giden araçların sürücü koltuklarında Trump ve Kim olsaydı, bu araçlar birer araba değil, içi tıklım tıklım yolcu dolu iki ayrı otobüs olurdu. Çok değil, 2017 yılı sonlarına kadar Trump’ın Kuzey Kore’yi bir “ateş topuna” çevirme ve Kim’in de nükleer silahlarını ateşleme tehditlerinde gelinen son durum şudur: Kim-Trump görüşmesi gerçekleşecek mi?

Trump ve Kim’in, araçlarını uçurumdan aşağıya atmaktan vazgeçmeleri ve “kumar masası”na oturma süreçleri, ABD ve Güney Kore arasında her yıl gerçekleştirilen bahar dönemi askeri tatbikatını ertelediklerini duyurmalarının ardından 9 Ocak’ta, Kuzey ve Güney Kore arasında silahsızlandırılmış Panmunjeom Bölgesi’nde gerçekleştirilen görüşmeler ile başladı. Bu görüşmeler neticesinde Şubat ayında Güney Kore’nin Pyeongchang şehrinde gerçekleştirilen Kış Olimpiyatlarına Kuzey ve Güney Kore sporcularının “Birleşik Kore” bayrağı altında beraber katılmaları kararı almaları diplomatik bir sürecin de başlangıcı olmuştur. Son olarak da Güney Kore Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Chung Eui-yong’un başkanlığında bir heyetin Kuzey Kore’yi ziyaretinin ardından 6 Mart’ta, Pyongyang, nükleer meselesini Washington ile doğrudan temasla görüşebileceğini ifade etti. Kim’in Güney Kore aracılığıyla Trump ile karşılıklı görüşme daveti göndermesi ve Trump’ın bu daveti kabul etmesi sürpriz bir gelişme oldu. Ayrıca bu görüşmede, Kim’in, Kuzey Kore rejimine yönelik bir tehdidin olmaması durumunda nükleer silaha ve balistik füzelere de ihtiyaç olmayacağını söylediği ifade edildi. Diğer yandan bütün bu diplomatik gelişmelerin ve açıklamaları yalanlar bir şekilde, 6 Mart’ın ertesi günü Kuzey Kore’nin Rodong Sinmun gazetesinde, Pyongyang’ın ekonomisini ve nükleer silahlarını geliştireceği yönünde bir makale yayımlanmıştır. Özetlemek gerekirse, henüz Kuzey Koreli kaynaklar Güney Koreli heyetin açıklamalarını teyit edici bir açıklama yapmamış olsa da, bu yılın Nisan ayı sonunda Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore Başkanı Moon Jae-in’in, Mayıs ayında da Kim ile Trump’ın görüşeceği yönünde bir açıklama mevcut.

Şu an için Kuzey-Güney Kore arasındaki diplomatik görüşmeler heyetler arası düzeyde devam etmesine rağmen, bunun ne kadar ve hangi seviyede devam edeceği, çok-taraflı bir düzeye ne ölçüde taşınabileceği konusunda net bir şey söylemek mümkün gözükmüyor. Fakat kendisi de 1950 Kore Savaşı nedeniyle ailesi ile Kuzey Kore’den Güney Kore’ye göç eden Moon Jae-in bu süreci aşırı derecede önemsiyor ve sahipleniyor. Pyongyang’dan biraz da olsa diplomasi konusunda ışık gören Moon, sorunun ikili ilişkileri aşan bir konu olduğunun farkında. Bundan dolayıdır ki Güney Kore’nin en önemli diplomatlarından Ulusal Güvenlik Danışmanı Chung Eui-yong’u Çin Başkanı Xi Jinping’e ve diğer bir başka heyeti de Japonya Başbakanı Shinzo Abe ile görüşmek için göndermiştir. Shinzo Abe, Trump ve ABD eski Dışişleri Bakanı Tillerson ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada, Kuzey Kore nükleer tehditten vazgeçene kadar maksimum seviyede baskıya devam edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Geng Shuang ise, gelişmeleri siyasi bir cesaret olarak övmüş ve siyasi bir çözüme ulaşılana kadar Çin’in Kuzey Kore’ye yaptırımlara devam edeceğini belirtmiştir. Çin’in hükümet kontrolündeki gazetesi People’s Daily’e göre ise, bu diplomatik girişimlerin sonuç doğurabilmesi için Çin’in başından beri önerdiği “karşılıklı askıya alma” önerisi çerçevesinde, Kuzey Kore’nin program testlerini askıya alması karşılığında, ABD-Güney Kore arasında yapılan askeri tatbikatlar da askıya alınmalıdır.

Dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü ABD, kendisinden çok daha zayıf bir ülke ile yaşadığı krizi, başkanının kişisel davranışları nedeniyle bu derece tırmandırması ve bir sonuca ulaştıramaması, Kuzey Kore’ye büyük bir propaganda imkânı sundu. Karşılıklı tehditlerden ve “savaşın eşiği”ne geldikten sonra, Kim’in yeni yılda Güney Kore’ye zeytin dalı uzatması ve Kış Olimpiyatları’na Birleşik Kore bayrağı altında katılması, Kuzey Kore’nin diplomatik olarak da küçümsenmemesi gerektiğini göstermiştir. İkinci aşamada ise, Kim’in Trump’a Güney Kore üzerinden kişisel bir davet yaparak, kendisini dünyanın en büyük askeri gücü ile eşitlemesi de diplomatik yeteneklerini göstermesi açısından önemlidir.

Bu noktada, Kim’in Güney Kore ile belirli seviyede devam eden diplomatik görüşmelerine ek olarak Trump’ı da dâhil etmesi, yeni bir taktiksel ve stratejik oyunun başladığını ve kumar masasının kurulduğunu göstermektedir. Kim’in daveti, ABD tarafından, yaptırımlar nedeniyle bunalan Kuzey Kore’nin bu yaptırımları hafifletmek istemesi ve uluslararası yardım almaya çalışması olarak görülmektedir. Trump ise bu görüşme davetini, nükleer ve balistik füze çalışmalarının askıya alınmasını değil sonlandırılmasını konuşmak şartıyla kabul etti. Diğer bir sebep ise, masadan kaçıyor imajının oluşmamasını engellemekti. Kuzey Kore tarafına göre ise ABD daha önce verdiği sözleri tutmadı.

Kuzey Kore krizi hususunda karşılıklı tehditten uzaklaşılıp daha yumuşak bir söylemle diplomatik çabaların ön plana çıkması oldukça olumlu bir gelişme. Fakat bu diplomatik çabaların mevcut koşullarda ve bu çerçevede bir sonuç doğurması zor gözükmektedir. Özellikle Kim-Trump görüşmesi neredeyse imkânsıza yakın. Bunun nedenlerine bakıldığında ilk olarak, her iki tarafta da, 2003-2007 yılları arasında Çin’in ev sahipliğinde yapılan “Altı Taraflı Görüşmeler ”den (Six Party Talks) kalma güvensizlik duygusu karşılıklı bir şeklide ve artarak devam etmektedir. Altı Taraflı Görüşmeler’in temel amacı, Kuzey Kore’nin nükleer çalışmalarını durdurmaktı. 2003-2007 yılları arasında Kuzey Kore’nin uzun menzilli balistik füzeler üretebileceği inancı zayıftı. Fakat gelinen noktada Kuzey Kore hem nükleer çalışmalarında hem de nükleeri taşıyabilecek uzun menzilli füzelere erişimde ciddi bir ilerleme kaydetmiştir. Kuzey Kore, nükleer ve füze teknolojisinin geliştirilmesinde angajman politikası çerçevesinde kendisine yapılan 4.5 milyar dolarlık yardımı kullanmıştır. Dolayısıyla, Kuzey Kore’nin nükleer çalışmalardan vazgeçmesi için başlatılan süreç tam tersi bir etki yapmıştır.

İkinci olarak, Kuzey Kore nükleer ve balistik füze krizi, her ne kadar yalnızca ABD ve Kuzey Kore arasında vuku buluyor gibi gözükse de, aynı zamanda Kuzeydoğu Asya’da da güç dengesi krizi olma özelliği taşımaktadır. Bu bağlamda, bölge ülkelerinin bu müzakerelere yaklaşımı da oldukça önemlidir. Kuzey Kore, ABD ile doğrudan görüşmeye yeşil ışık yakarak aynı zamanda Çin’in uluslararası yaptırımlara katılmamasını sağlamaya çalışmaktadır. Çin’in jeopolitik çıkarlarını doğrudan etkileyen bir sorun ise kendisinin şekillendirici bir rolde olmaması ve bu sebeple, sürece destek mesajlarına rağmen, endişeler taşımasıdır. Dolayısıyla, Çin’in şekillendirici olarak bulunmadığı iki taraflı bir Kuzey Kore-ABD görüşmesinin başarıya ulaşması ve hatta görüşmenin gerçekleşmesi dahi zor görünmektedir.

Üçüncü olarak, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın görevinden alınıp yerine CIA DirektöMike Pompeo’nun getirilmesi, Kuzey Kore ile başlaması düşünülen görüşmeleri olumsuz etkileyebilir. 2017 yılı boyunca karşılıklı tehditlerin zirve yaptığı bir dönemde Tillerson, Trump’a göre Kuzey Kore konusunda daha az agresif ve geleneksel/alışılmış bir ABD kriz yönetimine sahipti. Şayet Tillerson’dan daha sert bir yaklaşımı olan yeni Dışişleri Bakanı Pompeo ile Kuzey Kore konusunda müzakereler başlarsa, söz konusu görüşmelerin çok sert geçeceği ortadadır. Tillerson’un, Aralık 2017’de Kuzey Kore’ye yeni bir nükleer ve füze testi yapmaması şartıyla ön koşulsuz bir görüşme önermesi de Pompeo ile kendisi arasındaki farkı göstermek için yeterlidir.

Kuzey Kore krizinin diplomatik alanda yol almasının önünü açacak en önemli eksiklik bölgesel ve küresel güçlerin mutabakatıdır. Çin kendisini güvende hissetmedikçe ve jeopolitik çıkarlarını teminat altına almadan Kuzey Kore’nin ABD ile birebir görüşmesine ve kendisinin şekillendirici olmadığı bir plana onay vermeyecektir. İkinci olarak, Kuzey Kore, ABD’nin bölgedeki varlığını kendisine varoluşsal bir tehdit olarak görmektedir. ABD, Kuzey Kore’ye ve bölgeye yönelik tehdit seviyesini azaltmadan Kuzey Kore ile nükleer müzakerelerin de kolaylaşması beklenmemelidir. Bu bağlamda da Çin’in önerdiği “karşılıklı askıya alma” politikası oldukça önemlidir. Çin’in önerdiği “karşılıklı askıya alma” aynı zamanda bölge-dışı aktör olan ABD’nin de denkleme fazla müdahale etmemesini gerektirmektedir. Dolayısıyla ABD-Kuzey Kore arasında birebir diplomatik görüşmelerden daha fazla “Altı Taraflı Görüşmeleri’ne” çaba göstermek daha gerçekçidir. Güney Kore’nin tecrübeli başkanı Moon Jae-in de kumar masasında tam olarak bunu yapmaktadır. Çünkü bu krizden en çok Güney Kore olumsuz etkileniyor.

[1] Bu yazı ilk olarak 29.03.2018 tarihinde KARAR GAZETESİ GÖRÜŞLER bölümünde yayınlanmıştır.

[2] Süleyman Demirel Üniversitesi, İ.İ.B.F. Uluslararası İlişkiler Bölümü

Sodip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır. Kurumları bağlamaz.

 

About admin

Buna gözatmalısın

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman Emile Nakhleh Anyone who …

Bir Cevap Yazın