Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / ORTADOĞU ARAŞTIRMALARI / IŞİD… 4 HARF, TEK HECE…

IŞİD… 4 HARF, TEK HECE…

IŞİD… 4 HARF, TEK HECE…

 Yazar: Serkan Yıldız

Kısaca IŞİD denir ama tam açılımı; “Irak ve Şam İslam Devleti”dir. Çoğunlukla Irak ve Suriye’de gözle görülebilen, 2014’den beri kendi adlarına “İslam Devleti” diyen “Selefi Cihatçı” örgüt…  Nedir Selefi Cihatçılık peki? Cihat, malumunuz “Allah yolunda verilen kavga – savaş – mücadele”… Peki oradaki Selefilik nedir? Buraya dikkat etmek lazım zira IŞİD’in temel kurulum maddesidir. Selefilik; temelleri İbn-i Teymiye tarafından atılmış olan İslâm dini Akide mezheplerinden biridir. Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir. Selefiyye, dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan tâbi olmayı esas alır ve yedi temel ilkesi vardır. Sırasıyla takdis, tasdik, acz, sükut, imsak, kef ve marifettir. -Takdis- ve -takdir- Allah’ın sıfatlarıyla alakalıdır. İlkine göre Allah’ın hiçbir kötü sıfatının yoktur, diğerine göre tüm güzel sıfatlar ona aittir. Ardından gelen dört ilke ise insanın davranış biçimidir. -Acz-, insanın Kuran’ı anlayamayacağını, buna gücünün yetmeyeceğini anlayıp aczini (kendi acizliğini) kabul etmek demektir. -Sükut-, Kuran’da anlamadığı, kafasına takılan yerleri konuşmaması, başkasına sorarak onun da kafasını karıştırmaması, hatta konusu açıldığında “Bu konuyu bilemeyiz” diyerek kapatmasıdır. Tutmak anlamına gelen -İmsak- da, sükuta benzer bir maddedir. Karmaşık bir konuyu insan içinde tutmalıdır. Diğer müminlere açıp, kafa karıştırmamalıdır. Durduk yere suyu bulandırmamalıdır -Kef-, sükut ve imsakın çaresiz kalması durumunda devreye giren ilkedir. (Askerlikte “Üst her zaman haklıdır, haksız olduğu durumlarda ilk madde geçerlidir” gibi komik bir dedikodunun burada gerçeğe dönüşmüş halini görüyoruz) Kuran’da anlaşılmayan konularda susmayı ve içinde tutmayı beceremediği durumda “kalben ve zihnen başka şeylerle meşgul” olarak -kef- yapabilir. Başka şeyleri düşünerek beladan kurtulabilir. Son ilke olan -marifet ehline teslim olma- ise selefilik anlayışının kurucuları ve alimlerinin söylediklerini koşulsuz ve şartsız yapmak, itiaat etmek ve inanmaktır.

Bu durumda, bu ilkeler ışığında insana – Müslüman ne kalıyor? Hiç… Hiçbir şey… Sorma, sorgulama, düşünme, hadi sordun bir cahillik yaptın ama cevap bekleme, hadi aldın bir cevap ama üzerine düşme, hadi düştün ama yeteri kadar karıştırma – kurcalama… Yeter! Kapat konuyu!

“İyi de neden? Ben hala daha tatmin olmadım?” Hayır… Böyle bir lüksünüz yoktur… Olamaz. Olmamalı da…

İşte IŞİD’in temeli budur… Kendileri diyorlar ben demiyorum bunları…

Birde tabii kuruluş aşamasında bir ayeti de gündeme getirip, “tüzüklerine” koyuyorlar. Ayet nedir? Tevbe Suresi 5 inci ayet… Peki, ne demektedir o ayet? “O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.” Ve bu ayete dayanarak “İslam saldırı altında” tezini de üstüne ekleyerek “müşrik” kabul ettikleri herkesi öldürme haklarını kendilerinde saklı tutuyorlar. Doğru / Yanlış… Konumuz bu değil… Zira yıllardır “cımbızlama” yöntemini kullanan birçok kişi ve kurum var. (Bunlardan biri de benim…) Ayetin arkasına önüne bakmadan “Bak orada yazıyor mu? Yazıyor.. Konu kapanmıştır…” diyen… IŞİD’de bunu yapıyor…

Temel olarak IŞİD örgütünün kuruluşunda dayandığı parametreleri paylaşmışken -nasıl bu kadar destek alıyorlar ve alma stratejileri nedir- konumuz bu… Yoksa IŞİD’i masaya yatırıp ameliyat etmeye gerek yok! Zaten hastadan çok bir beklentimiz yok…

Şöyle örnekle başlamak isterim; Almanya / Berlin’de bulunduğum bir sırada; Potsdamer Platz meydanına bakan bir yerde oturmuş günün tadını çıkartıyorduk. Ve ulu orta durduk yere, cübbeli, sakallı, başında takkesiyle bir adam geldi meydana. Ve Almanca sloganlar atarak gelen geçene bildiri dağıtıyordu. Almancam yok denecek kadar azdır. “Warum bist du nach Deutschland gekommen?” , “Turizm” derim geçerim. Hepsi bu kadardır. Ama masamızda Almanca bilen bir arkadaşımız vardı. Ve o bildiri dağıtan şahısın propagandalarına gülümseyerek baktı. “Ne diyor?” diye sorduğumda; “Kur’an ayetleri okuyor. Aslında aleni olarak tehdit ediyor.” , “Eee kimse bir şey yapmayacak mı?” dediğimde ise; “Burası Almanya dostum, bu adamın onu yapma hürriyeti var” dedi. Dersimi almış yerime oturmuştum. Ama cübbeli arkadaş hızını alamamıştı. Bu sefer bizim oturduğumuz yere gelip elindeki bildirileri masalara bırakmaya başladı. Türkiye’den gelirken uçakta aldığım gazete masanın üzerinde olunca dikkatini çekmiş olmalı ki; “Türk müsünüz?” dedi. Ve masamıza buyur ettik bu Konyalı ama Almanya’da yaşayan gurbetçi arkadaşımızı… İçecek bir şeyler söyledik. Almadı. Sorun değildi ne yapıp yapmadığı ben olayın psiko-analizindeydim. Elindekilerin ne olduğunu sordum. Kendince anlamadığımız Arapça kelimelerle bir şeyler söyledi. Bir süre sohbetten sonra kendisinin IŞİD militanı olduğundan emin olduk. Ve bu uyguladığı yöntemlerin işe yarayıp yaramadığını sorduğumuzda; “Bizim amacımız tüm Almanya Müslüman olsun değil bin Almandan sadece bir tanesini kazansak yeterlidir” dedi. Bu az çok “Örgütsel Faaliyetler” konusunda uzman olan birinin bile irkileceği bir cümledir. Çünkü tam olarak da bu işler böyle yürür. Elbette ki o adam Potsdamer Platz meydanından geçen her Almanı kendi safına çekemeyecek, oda bunun farkında… Ama bir tanesini sadece bir tanesini kazanabilirse bu onun için, o günü “kazanılmış bir gün” olarak hanesine yazdıracaktır. Ortalama 25 Milyon Katolik, 25 milyon Protestan yaşan Almanya’da kimi çekerlerse kârdır… Ve işin ilginç yanı bu konuda da oldukça başarılılar. Almanya’da yaşayan Müslüman cemaate yakın olan “gayrimüslim” bazı Almanları da yanlarına çekmişler. Ve bu rakam; üç-dört basamaklı… Şaşılacak bir şey mi? Kesinlikle evet… Kur’an, sünnet, tefsir, meal gibi hiçbir şeyin farkında olmayan bir insanı siz IŞİD’e alabiliyorsanız eğer bu bizim terminolojimizde “Başarılı bir operasyondur” Bu kadar basittir.

Birde diğer yandan; İslamiyeti kısmen bilen, Müslüman ama bazı konularda zaafiyetler çeken Avrupa halkları da var. Boşnaklar, Arnavutlar, bazı Makedonlar, Bulgarlar, Fransızlar hatta az da olsa İngiliz vatandaşları… Buralarda yaşayan ciddi bir müslüman cemaat var. Ama sorun ne? Sorun basit. Kendilerinin konuştuğu, yazdığı dilin dışında bir kitaba inanıyor olmaları. Keza aynı durum biz Türkiye halkları içinde geçerlidir. Ve nasıl bir maummaysa, kendi konuşma dillerinde, yazma dillerinde gelen bir kitabı bizler “O araplar Kur’anı yanlış anlıyorlar, tüm çektikleri ızdırap bundan” deyip yargılarız. Oysa adamın kendi dilinde gelen bir kitabı bizim hiç bir fikrimiz olmayan bir dile göre “doğru anladığımızı” iddia edecek kadar “cahil” bir toplumuzdur. Keza Avrupa’da yaşayan diğer Müslüman cemaatte böyledir. İngiliz bir Müslüman’a siz Arapçadan İngilizceye çevrili bir Kur’anı verip “Anlat bakayım, ne diyor bu?” derseniz adam karşınızda geveler… Keza aynı şey bir Boşnak, Arnavut, Fransız ve Makedon içinde geçerlidir. Ama biz Türkler için geçerli değildir bu. Çünkü biz kendi dilimizde olmayan bir kitabı, kendi dillerinde olan bir topluluğa göre çok çok daha iyi anladığımızı iddia edebiliriz. (!!!) Bu yüzdendir Türkiye halkları arasında IŞİD’e katılım oranı diğer Müslüman ülkelere göre çok çok daha düşüktür. Çünkü onlar yanlış anlıyorlar… Bu kadar basittir.

Bir Boşnak gencini ele alalım… Youtube’da beğendiği videoları izliyor… Evet, Müslüman. Ama kendince bazı konularda “zafiyetler” içinde bir Müslüman… Keza Balkanlarda birçok ülkede namazlar, ibadetler o ülkenin yerel dili ile yapılır. Bizde ise “Türkçe ezan” konusu üzerinden yarım asır geçmesine rağmen hala daha tartışmalı bir konudur. Bu videoları izlerken karşına şöyle bir video çıkar; “Allah seni müşriklerle mücadele için cihada çağırıyor ve sana cenneti müjdeliyor….” Bizim Boşnak gencimiz videoyu açıyor. Ve orada denen şeyler, profesyonel anlamda “beyin yıkama”nın çok çok ötesinde… Yirmibirinci dakika da ailesine; “Anne – Baba! Ben Allah ve İslamiyet yolunda müşriklere karşı savaşa gidiyorum! Şehit olursam ne ala…” diyerek çantasını toplamaya başlıyor… Zaten arkadaşın bir alt yapısı var. Korkusu var. Cennet / Cehennem / Ateş / Huriler / Sünnet / Farz / Vacip / Mekruh vs derken beyni hazır inanmaya ve “sorgusuz” koşullanmaya.. Bundan daha güzel bir “örgüt propagandası” olamaz. Aynı Boşnak gencine siz “Hıristiyan Ordoksluğu” ile ilgili materyalleri beynini açıp içine koysanız bünyesi kabul etmez geri teper… Ama birazcık İslami bir terminoloji ile o genci siz istediğiniz kıvama getirip, kısa bir eğitim ile şahane bir “IŞİD Militanına” çevirebilirsiniz. Çünkü önünüzde hazır, her şeyi içine eklenmiş ve sadece şekillendirilip fırına sürülmeyi bekleyen bir hamur var. Hayal gücünüzü kullanın. Sonuç? Harika bir “IŞİD Militanı” Keza aynı şey, aynı durum, birazcık İslam kültürüne sahip olan Arnavut, Makedon, Fransız ve Manchester doğumlu bir İngiliz Müslüman içinde geçerlidir.

IŞİD’in taraftar toplamasında ki en büyük ulaşıma aracı; İnternettir. Bu kadar basittir. İnternet çünkü evimize “destursuz” giren televizyondan daha pişkin bir misafirdir. Usul – adap – görgü – anane tanımaz. Pat diye çocuğunuz karşında bitiverir. Ve hiçbir şeyde bunu engelleyemez.

Tek bir şey dışında, eğitim… Kültür ve donanımlara sahip olabilmek – çocuğunuzun da sahip olabilmesini sağlamak dışında…

IŞİD; örgüt üyesi çekmek için kendi yayın organlarında birçok farklı madde sunar… Ve hepsi yalanla karışık gerçek dışı sağnaklardır. Üzerine yağar durur. Ve siz o sağnak altında gerçeğe ulaşmak için çok çabalarsınız. Ama bakın burada ona ulaşmış biri var. Ve net olarak söylüyor; “IŞİD’in örgüt üye kaynağı sadece ve sadece internettir.” Broşürler, birfingler, konferanslar… Bunlar o bölgedeki IŞİD militanlarının gayri meşru ilişkilerinde kullandıkları “faturalandırma şeklidir.” Merkeze verecekleri bir hesap var. Merkez neresi? Irak, Suriye, Şam değil.. Suudi Arabistan / Tabuk – Jubbah – Rafha’daki IŞİD kamp merkezleri…

Yazar: Serkan Yıldız

About admin

Buna gözatmalısın

HÜRMÜZ SALDIRILARI İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİN SİNYALİ Mİ?

Ortadoğu analisti Hasan Mesut Önder, tanker saldırı sonrası ısınan Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler üzerinden değerlendirmede bulunuyor. …

Bir Cevap Yazın