Ana Sayfa / Röportaj / HASAN MESUT ÖNDER RÖPORTAJI: “MOSSAD BU, HEDEFE GİDERKEN ÇİĞNEDİĞİ KARINCALAR UMURUNDA OLMAZ”

HASAN MESUT ÖNDER RÖPORTAJI: “MOSSAD BU, HEDEFE GİDERKEN ÇİĞNEDİĞİ KARINCALAR UMURUNDA OLMAZ”

Arkadaşımız Hasan Mesut Önder dünyadaki son gelişmeler yüzünden kafası karışanları aydınlatmak için daha önce de görüşlerine başvurduğu önemli bir isimle görüştü: Son zamanlarda yazılarıyla OcakMedya‘da da karşılaştığınız Serkan Yıldız’la…

Serkan Yıldız; 2002 ve 2015 yılları arasında aktif alan görevlerinde bulunmuş bir isim.

Giriş

Yahudilikte istihbarat önemli bir meslek olarak görülmektedir. Kutsal kitap Tevrat’ta istihbaratın önemini vurgulayan bölümler var. Tevrat’ta Sayılar 13/1 bölümünde şu ifade yer almaktadır: “Ve Rab Musa’ya söyleyip ‘ İsrailoğulları’na vermekte olduğum Kenan diyarına casusluk yapmak için adam gönder’ dedi.”

Yahudiler için casusluğun kutsal bir emir olduğu düşüncesi İsrail servislerinin en önemi motivasyon kaynağı olarak görülebilir. İsrail’in yaşam mücadelesi büyük ölçüde gizli servisinin etkinliğine bağlıdır. Kuruluşundan itibaren yaşadığı savaşlar bunun en önemli kanıtıdır. Çevresi düşmanlarla çevrili bir devletin, sürekli savaşlar yaşamasına rağmen ayakta kalmasının nedeni yaptığı etkin istihbarat faaliyetleri ile tehditleri öngörebilmesidir.

Güvenlik ve istihbarat uzmanı Serkan Yıldız ile İsrail devletinin hem enformasyon hem de uygulama aygıtı olan MOSSAD’ı konuştuk. 

Hasan Mesut Önder

Hasan Mesut Önder (HMÖ)- İsrail istihbaratının tarihsel kökleri hakkında neler söylersiniz?

Serkan Yıldız (SY)-MOSSAD, resmi olarak Aralık 1949 ‘da kurulmuş olsa da bir MOSSAD görevlisiyle konuştuğunuzda bunu kabul etmez. Ve der ki: “Biz dünyanın  en köklü istihbarat teşkilatıyız. Bu teşkilatı Musa Peygamber kurmuştur. Tanrı’nın bizlere vaat ettiği Kenan ili ele geçirilmeden önce Hz. Musa’nın o topraklar hakkında bilgi toplaması için bir araya getirdiği 12 Yahudi ilk MOSSAD görevlileridir”.  O tarihi, istihbarat teşkilatlarının kuruluş dönemi olarak görürler. Bu dinsel referanslar aslında en büyük zaaflarıdır.

    HMÖ- Dini referanslara sahip olmalarını zaaf olarak tanımladınız. Peki, güçlü yanları nelerdir?

SY- MOSSAD, bana göre şanslı bir teşkilattır. Etrafı düşmanları dolu bir ülkede istihbarat teşkilatının başarısız olması mümkün değildir. Çünkü başka şansları ve seçenekleri yoktur. Eğer başarısız olurlarsa bu onlara ekonomik ambargo, siyasi krizler, dış müdahaleler olarak değil “ölüm” olarak geri döner. Başarısız bir MOSSAD demek Tel Aviv’de haftada bir gerçekleşen eylem demektir. Çevresi düşmanlarla çevrili bir ülke güvenliğini nasıl sağlayacak? Elbette, çok iyi bir “istihbarat teşkilatı ile…

Sürekli güvenlik tehdidi ile iç içe olan bir istihbarat teşkilatının ajanlarının dünyanın her yerinde at koşturması da çok acayip görülmemeli. Bunu anlamak için bu konuda uzman olmanıza da ihtiyaç yok. Eğitimde ter dökmeyen, savaşta kan döker. Öyle bir coğrafyada eğitim alıyorsanız eğer, Fransa’da Arap militanlarını kovalamak size tatil gibi gelir. Demek istediğim şudur: Siz Paris’te elinizde haritayla Olymplades’den Porte Dauphine’ye nasıl giderim diye etrafınıza bakınırken, bir MOSSAD ajanı çoktan işini bitirip Le Grand Véfour’da içeceğini içmeye başlamıştır. Eğitimde ter dökmenin faydaları… Ve tabii o teri döktüğünüz yer de önemlidir. Piştiği fırın sert, yakıcı, acımasız ve korkusuzdur. Elbette ki bu fırından çıkan testi, öyle yere vurmakla falan kırılmaz.

Mossad ve ajanlarının görev duygusu

     HMÖ- MOSSAD ajanlarının psikolojik profilleri hakkında neler söylersiniz?

SY- İsrail, bir güvenlik devletidir. Yaşadıkları tarihsel travmalar onları her ülkeden daha dikkatli ve her zaman teyakkuzda olmaya itmektedir. Netanya’da sohbet ettiğim MOSSAD ajanının dediği gibi; “Siz başarılı olunca madalya alırsınız, biz ise başarılı olunca akşam yemeğini ailemizle huzur içinde geçiririz. Siz başarısız olunca en fazla fırça yersiniz, biz başarısız olursak ya ölürüz ya da sevdiklerimizden birinin cenazesine davet ediliriz.”

MOSSAD eski şefi Ephraim Halevy, BBC’ye verdiği bir röportajda servis mensuplarının duygu dünyası ile ilgili önemli bir ipucu veriyor: “MOSSAD hakkında neredeyse kutsal olduğuna dair dinsel bir hava estiriliyor. Ülke için, halk için hizmet veriyorduk. İsrail devletinin temellerini korumak için derin bir görev duygusu ve neredeyse bir Mesih misyonuyla telkin edilmiştik. Bu görev duygusu, MOSSAD’ın amacını adeta Mesih gibi soykırımı önlemek olarak gören nesilden geliyor. Bunun için ne gerekiyorsa onu yapmaya razıyız.” Bu sözler servisin kurumsal duygusunu göstermesi bakımından önemli bir veridir.

     HMÖ- Nasıl eğitiliyorlar?

SY- MOSSAD eğitimlerinde mezuniyete yakın bir ajanın önüne üç tabanca koyuluyormuş ve sadece birinde tek mermi oluyormuş. Karşılarına da bir yavru köpek bağlanıyormuş. Ajan merminin olduğu silahı bulup da tetiği çektiğinde ölen köpeğin ardından ajanın dosyasına şu not düşülüyormuş: “İsrail’in kara günü.” Tüm kariyeri boyunca o yazı dosyasının en başında bulunuyormuş. Ama boş silahı bulup tetiği çektiğinde ve silah ateş almadığında sırayı bir sonraki ajana bırakıyormuş.

Bu hikâyeyi anlatan MOSSAD ajanına “Tamam, köpek ölürse zaten o acı sana yeter, ağır bir bedel. Fakat köpeği öldürmemenin mükâfatı nerede?” dediğimde cevap oldukça netti: “Köpek yaşıyor ya, işte mükâfat bu..” 

Çiçekler de ezilebilir, 123 kişi de ölebilir

      HMÖ- MOSSAD’ın kurumsal hareket tarzı hakkında neler söylersiniz?

SY- İstihbarat teşkilatlarının karakterleri vardır. Bu karakterler o teşkilatların bulunduğu ülke insanın karakterine çok yakındır.

CIA; kavgacı, hırgür ile bir an evvel sonuç almaya odaklı operasyonları ile bilinir. Aynen Red Sox maçını izleyen 140.000 Amerikalı beyzbol hayranı gibi.

MI6; disiplinli, gelenekçi, kuralcı, kararlı ve inanılmaz profesyoneldir. Her akşam 17.00’da mesleği, donanımı ya da sosyal yapısı ne olursa olsun her İngiliz’in çay içiyor olmasına benzer.

BND; her zaman garanticidir. Avı eğer yaralı, hasta ya da yalnız değilse asla saldırmaz. Saldırdığında sonuç almak ve bunun %100 olmasını ister. Bu yüzden asla riske girmez. Sağlam adımlar atar ve bu adımların dönüşümlerini hemen ister. Alman ağır sanayisi ya da Alman milli futbol takımı mantığıyla aynıdır BND’nin mantığı.

MİT; heyecanlıdır, göğsünün içinde bir avuç kömür közü varmış gibi hareket eder. Zaman zaman panikler ve en beklenmedik anlarda en beklenmedik başarılara imza atarken en sıradan operasyonlarda kötü sonuçlar alabilir. Evet, aynı siz veya üst kat komşunuz, hatta şu an kapınızın önünde kavga eden iki Türk gibi…

MOSSAD ise  çok farklıdır. Önce “çıkarlarını” düşünür. “Kazanımlarına” bakar. Anında bir “artı / eksi” listesi düzenler ve artılar yüksekse koşmaya başlar. Koşarken çiğnediği çiçeklerin, karıncaların hiç biri umurunda olmaz. Aynen 21 Şubat 1973’de Bingazi’den Kahire’ye uçan Libya Havayolları’na ait Boeing 727 uçağının İsrail’in hava sahasına girdiği iddia edilerek İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait F-4 uçakları tarafından vurulması gibi.

Olayda 113 yolcu hayatını kaybederken biri ikinci pilot, beş kişi kurtuldu. Bu bir kaza mıydı, bilinmez ama ölen 113 yolcu içinde Abdullah Al-Jaber ismi dikkat çekiciydi. Filistin Kurtuluş Ordusu’nda çok önemli bir isim olan Al-Jaber, Yaser Arafat’ın “Görünmez sağ kolum” dediği ve MOSSAD listesinde “öncelikle bulunması gerekenler” arasında en yukarıdaki isimlerden biriydi. Uçağın İsrail hava sahasına girmesinin ne kadar muhtemel olduğunu düşünebilirsiniz. Bingazi – Kahire seferi yapıyor ve yanlışlıkla İsrail hava sahasına giriyor? Akla ters… Ama MOSSAD belli ki koşmaya başlamış ve koşarken ezdiği 112 çimen pek de umurunda olmamış, istediği Al-Jaber’ın ölmesi idi ve öldü.

Ester Yaeş’i biliyor musunuz?

HMÖ- MOSSAD,  tanınırlık açısından dünyanın sayılı servisleri arasında görülüyor. Bunu nasıl sağladı?

SY-İstanbul’da “Kabadayılık” sanatında nam-ı yürümüş olan, insanın rüyasına girdiğinde bile korkutucu bir görünüme sahip “Arap Hüsnü” isimli kabadayı o dönem Galata’da kaçak  içki satıyormuş. Öylesine korkulan kabadayıymış ki jandarmalar bile müdahale ederken çekinerek, rica minnet istiyorlarmış illegal işler yapmamasını. O dönem oralarda ticaret yapma gayretinde olan Ester Yaeş isimli bir Osmanlı Musevisi bu durumdan bir kâr elde edebileceğini düşünerek çalışmalara başlamış. Üç tane sıradan sokak kabadayısı ile anlaşmış. Belli bir ücret mukabilinde Arap Hüsnü’nün içki sattığı semtlerden biri olan Tophane’de Arap Hüsnü’nün de bulunduğu bir mekânda bu üç sıradan kabadayı ile yalandan bir kavgaya girişmiş. Ve tabii üçünü de birer vuruşta yere sermiş Yaeş ve basmış narayı mekânda. Arap Hüsnü çok beğenmiş, çok tutmuş Yaeş’i ve yanına almış. Cumhuriyet kurulduğunda Arap Hüsnü sınır dışı edilmiş ve tüm kaçak içki piyasası Ester Yaeş’e kalmış. Akıllıca bir yöntem, başarılı bir operasyon bence. Ester Yaeş, nasıl bir Museviydi bilinmez ama MOSSAD bu konuda oldukça başarılıdır. CIA’den rica ederek zaten elde edebileceği bilgileri ajan Pollard vasıtasıyla CIA’den çalmalarını öyle bir reklam eder ki tüm istihbarat dünyası bu olayı şaşkınlıkla izler. Ve Ester Yaeş’in o gün meyhanede “Ulan, bana yanlış yapanın pekmezini akıtırım böyle” diye attığı naranın bir benzerini o dünyadakilerin çok iyi duyabileceği şekilde atar, yayar, gösterir ve hatta izlettirir.

Bu yöntem istihbarat dünyasında uygulanan bir teknik, adı olan hatta öğretilen bir metot değildir. Hatta kimse böyle bir şey düşünmediği için böyle bir şeye de hiç ihtiyaç olmamıştır. MOSSAD’ın bu eyleminden sonra bu metot kitaplara “Method of Concession” diye geçmiştir. Tam Türkçe karşılığı bulunamasa bile psikolojide “ödünleme” savunma mekanizmalarından birine çok benzer. Ve şuan istihbarat okullarında ders olarak gösterilmeye başlanmıştır.

Ester Yaeş ve MOSSAD… Uygulanan teknik aynı. İzlenen yol aynı. Olayın servis edilmesi aynı. Ve ne tesadüftür ki; “oluştukları / var oldukları kültür“ de aynı.

About admin

Buna gözatmalısın

HÜRMÜZ SALDIRILARI İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİN SİNYALİ Mİ?

Ortadoğu analisti Hasan Mesut Önder, tanker saldırı sonrası ısınan Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler üzerinden değerlendirmede bulunuyor. …

Bir Cevap Yazın