Ana Sayfa / Son Yazılarımız / AZAK DENİZİ’NİN BIÇKIN DELİKANLILARI

AZAK DENİZİ’NİN BIÇKIN DELİKANLILARI

Azak Denizi’nin Bıçkın Delikanlıları

Serkan Yıldız

2014 yılında Donetsk’te bulunduğum sırada bir caddenin önündeki ATM’de orta yaşlarda bir kadının bazı silahlı sokak güçleri tarafından vurulduğuna şahit oldum. Kadının cüzdanı alınmadı, çantasına dokunulmadı. Sadece yarı otomatik bir silahla ateş edildi ve öldürüldü. Hepsi bu kadardı. “Neden? Niçin? Ne oldu?”  gibi soruları sormanın anlamı yoktu. Çünkü o sırada araçta olan herkes bu olayı şaşkınlıkla izlemiş ve birbirimize bakakalmıştık. Yani cevapları bilen kimse o an, orada değildi. Akşamında otelde tanıştığım yarı entellektüel bir Ukraynalı Eczacıya bu olayı anlattım. Söylediklerini hatırladığım kadarıyla aynen iletiyorum; “Donetsk, artık günümüzde resmi olarak Ukraynalı gibi yaşayan Rus milliyetçilerin eline geçmiş bulunmakta. Bu dün yada geçen yıl olmadı. Bunlar hep buradaydı. Ama bahaneleri yoktu. Bu aşırı sağ gruplar silahlanmış ve sokaklarda terör estirme niyetiyle kaosa zemin hazırlıyorlar. O tetiği çeken Ukrayna vatandaşı olan bir Rus…”

Bu iki devletin, dilinin, dininin, kültürünün, yaşam alışkanlıklarının, beşeri münasebetlerinin, sosyal davranış özelliklerinin ve hatta tarihinin en ince detayına kadar baktığınızda şunu görürsünüz. Aslında ikisininde birbirinden farkı yoktur. Aynı mahallenin iki bıçkın delikanlısı gibilerdir. Birbirlerini gördüklerinde sopalarını saklarlar ama biri sopayı çıkarınca diğeride bunun altında kalmaz. Aralarında yüzyıllardır yapılmış evlilikler, ticari birliktelikler (Rusya geçtiğimiz günlerde her ne kadar -ticari kara liste- yayınlamış olsa bile) hatta ensest ilişkiler bile mevcuttur. Hal böyle olunca o “savaş” biraz zor çıkar.

Kerç Boğazı (Ben oraya Keriç Boğazı demek istiyorum, Kırım’da oraya böyle denir çünkü) krizi ise naçizane fikrim olarak; Seçim arifesinde olan Ukrayna’nın son cumhurbaşkanı Poroşenko’nun bu olayı kullanarak avantaj etme çalışmasıdır. Seçimlere çok az kala ilan edilen “sıkıyönetim” bana bunu düşündürdü. Diyelim ki yanılıyorum o zaman bu olayın analizini şöyle yapalım. Kasım sonu Odessa Limanından ayrılan 3 Ukrayna Savaş gemisi Pazar günü Azak Denizi, Keriç Boğazı yakınlarında Rus kara sularını ihlal ettiği gerekçesiyle Rus Dz. K.leri tarafından müdahelede bulunuldu. Rusya Dz. Kuv.leri, Ukrayna Dz. Kuv.lerine ait bu üç geminin “planlı geçiş bildiriminde” bulunmadığı için geçiş izni olmadıkları sebebiyle el koyduğunu yayınladı. Bunun ardından bazı Rus politikacı ve yazarlar,Kiev’i aleni olarak Rusya’yı proveke etmekle suçladı.

Uluslararası Deniz Kanunlarda basit bir madde vardır; “…Ateşli yada ateşsiz, cana ve mala tehdit unsuru bulunan silah veya silah türevi yükü (!!!) olan gemiler, bir diğer ülkenin karasularına girdiği anda müdahele edilir…” Şimdi o 3 Ukrayna savaş gemisinin Papatya Tohumu taşıdığını kimse iddia etmiyor, edemezde. Ve bu maddeye göre Rusya’nın müdahelesi oldukça haklıdır.

Rusya’nın haksız olduğu yer ise; Kırım’ın hala daha işgal altında bir toprak parçası olduğu halde bu duruma; bu kadar pervasız yaklaşmasıdır. Evet, Kırım halkı referandumla Rusya’ya bağlanma fikrine “Evet” demiş olabilir. Hatta Rusya resmi ve gayri resmi safhalarla Kırım’ı ilhakta etmiş olabilir. Ancak nihai sonuca erişilmeden siz ilhak ettiğiniz bir toprağı kendi toprağınız sayamazsınız… Şöyle açıklayayım sizlere, Yunanistan, İzmir’i işgal ettiğinde İzmir Yunanistan’ın bir parçası olmuş olmaz. Olmadı da. Orada “işgalci güç” olarak bulunuyordu. Sebep? Uluslararası antlaşmalarla karara bağlanmamış ve kabul görmemiş bir işgaldi. Kararı alınmış, fikir bütünlüğüne varılmış ancak “işgal” tamamlanıp “ilhak” sonlanmamıştı. Bu yüzden o döneme ait resmi hiç bir siyasi Yunanistan haritasında İzmir ve Batı Trakya Yunanistan topraklarında gözükmez. Bu bilindik en eski ve köklü “savaş kurallarından” biridir. Kırım  bu sebeple, “tanınmış” – “kabul edilmiş” ve “onaylanmış” bir -işgal- ve -ilhak- değildir. Buda onu Rusya’nın resmi parçası yapmaz.

Ukrayna ise bu tamamlanmış “işgal” ve “ilhak” maddelerine güvenip sopasını eline alıp çıkmış Azak Denizine… Diğer delikanlının da tepkisi gecikmemiş tabii ki. Ve müdahele de bulunmuş. Şimdi iki ülkenin Silahlı Kuvvetleri arasında kıyas yapmak çok akıllıca değildir ama… Ukrayna’da Rusya’dan sonra Avrupa’nın en büyük piyade – mekanize piyade ve zırhlı birlikler gücüne sahip ordusudur. Bazıları Rusya’yı “süper güç” olarak tanımlar ki bence yanılırlar. Çünkü Rusya süper güç değildir. Elindeki “Nükleer” gücü alırsanız “kalabalık bir ordudan” başka bir şeyi kalmaz ordu envanterinde. Son dönemlerde yapmış olduğu büyük atılımlar ise bu açığı kapatma gayesindendir. Zırhlı birliklerini modernize etmesi (SSCB döneminden miras kalan ters dönen vidaları Avrupa standartına göre modernize etmek değil demek istediğim), Silahlı Kuvvetlere dev bütçeler ayırması ve teknolojik olarak askeri kaynaklarına sınıf atlama telaşı sadece bu yüzdendir. Burada dikkatlerden kaçan şey; Rusya’nın Birleşmiş Milletler’deki koltuğuna sapa sağlam oturması ve o koltuğun hakkını vermesidir. İşte bu iki parametre; Rusya’nın elini güçlendirir. Nükleer güç ve BM koltuğu… Diğer taraftaki Ukrayna peki güçsüz müdür? Yani bu savaş bir bahis sitesinde açılsaydı; Rusya’ya 1.05 verilen oran Ukrayna’ya 10.0 olarak mı verilirdi? Hayır… Ukrayna’da Rusya’dan geri kalmaz… Ukrayna’nın en büyük gücü ise hemen batısında bulunan ve her daim iyi ilişkiler kurduğu Avrupa Birliği – Amerika ve NATO’dur. Ki Kireç Boğazı krizinde Merkel’in tavrı bunu çok net olarak tüm dünyaya göstermiştir. Bir NATO ülkesi olan Türkiye’ninde tavrı bellidir. Hatta 2004 yılında NATO’ya katılmış olan Letonya bile çıkıp bu konuda fikir beyan etse Rusya’da fırtınalar kopar. Sözün eri; Bu iki ülke silahlarını ateşleme maksadıyla birbirine çevirirse (ki olmaz) bu maçın galibi asla belli değildir. Ben olsam “Beraberliğe” oynardım. İki Ukraynalı ve Rus asker karşı karşıya geldiğinde birinin babaannesi Rus diğerinin dedesi Ukraynalı olduğu için “savaşmak” yerine oturup vodka içmeye karar verebilirler. Kaldı ki; Bugün bile tarih sahnesinden çekileli 900 yıl olmuş “Kiev Rusyası” (Kiev Knyezliği yada Kievskaya Rus) devleti hem Ruslar tarafından “tarihimiz” denilmekte hemde Ukraynalılar tarafından “tarihimiz” denilmektedir. Bir Rus ile Ukraynalıyı kavga ettirmek isterseniz; “Ya şimdi bu Kievskaya Rus kime ait?” deyip kenara çekilmeniz kafidir.

Komple Teorilerine her zaman karşıyımdır ama bu “Kireç Boğazı” krizi her iki devletinde güttüğü amaca hizmet etmektedir. Rusya Hükümeti, Kırım üzerindeki hakkını sağlamlaştırmak ister… Ukrayna Hükümeti ise seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Pyotr Poroşenko’nun elini güçlendirmek ister. Kazanan kim olur? Kaybedenler listesinde kimlerin adı yazılır bilinmez… Ama her iki tarafında kazanıp – kaybedebileceği bir stranç oyunu gibidir…

SoDip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır; kurumları bağlamaz.

About admin

Buna gözatmalısın

Yunanistan – PKK ve Menemen

Yunanistan – PKK ve Menemen Yazar: Serkan YILDIZ Ülkeler, siyasi çıkarları – kazanımları ve gizli …

Bir Cevap Yazın