Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / AVRUPABİRLİĞİ ARAŞTIRMALARI / AŞIRI SAĞ’IN YÜKSELİŞİ AVRUPA BİRLİĞİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?

AŞIRI SAĞ’IN YÜKSELİŞİ AVRUPA BİRLİĞİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?

AŞIRI SAĞ’IN YÜKSELİŞİ AVRUPA BİRLİĞİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Öğr. Gör. Samet ZENGİNOĞLU / Adıyaman Üniversitesi

XXI. yüzyıl Avrupa Birliği adına tabir-i caizse bir “krizler yüzyılı” olarak başladı. 2003 yılındaki Irak müdahalesi sürecinde, Birlik üyelerinin farklı politika ve tavırlar geliştirmeleri, 2004 yılındaki beşinci genişleme sürecinin beraberinde getirdiği ekonomik ve politik temelli tartışmalar, aynı yıl adımı atılmış olan Anayasa girişiminin daha sonra rafa kaldırılması, 2008/9 döneminde başta İspanya, Yunanistan gibi üye ülkelerde belirgin bir biçimde etkisi görülen ekonomik kriz, farklı perspektiflere sahip olsalar da İskoçya (2014), İngiltere (2016) ve Katalonya (2017) odaklı referandum tartışmaları ve sonuçları bu krizlerin başlıcaları olarak gösterilebilir.

Lakin bu krizlerin yanı sıra, Avrupa Birliği için uzun vadede daha büyük etkiler doğurması muhtemel bir gelişmeden de söz etmek gerekmektedir. Bu gelişme, Avrupa Birliği’ndeki aşırı sağın yükselişi ile ilgilidir.

  1. Dünya Savaşı’nın ardından, kuramsal ve söylemsel bazda Avrupa’daki bütünleşme hareketinin temellerine bakıldığında, mikro-milliyetçiğin ve baskın ulusal hassasiyetlerin minimize edilmesi amacının olduğu görülür. Zira iki Dünya savaşını birçok sahadaki yıkımla geride bırakmış olan Avrupa, XX. yüzyılın başlangıcındaki gibi bir İtalya ya da Almanya örneği ile karşılaşmamak amacını vurgulamıştır. Oluşturulan ulus-üstü (supranasyonel) yapı ile birlikte de bu amaca Soğuk Savaş süresince büyük oranda ulaşılmıştır. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ise dönem boyunca dondurulmuş olan hassasiyetler ve vurgular yeniden gündemde yer almaya başlamıştır. Öyle ki, özellikle 1980’lerden itibaren Avrupa’daki aşırı sağcı partilerin yükselişi söz konusu olmuştur. Hatta bu yükselişin günümüze değin ulaştığını söylemek de mümkündür. Fransa, İtalya ve Almanya gibi üye ülkelerde görülen bu yöndeki süreçlerin haricinde, 2014 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları, Almanya merkezli Pegida hareketi ve yine Eylül 2017’de Almanya’da gerçekleştirilen genel seçimlerde aşırı sağcı söylemlere sahip Alternatif Parti’nin sandıklardan üçüncü parti olarak çıkması, bu tespiti teyit eden birkaç örnek olarak gösterilebilir.

Birer kırılma noktası olarak, bu yüzyılda Avrupa’daki aşırı sağın yükselişini etkileyen iki faktör vardır. Bunlardan ilki, 11 Eylül saldırıları ve sonrasında güvenlik-ekonomi-nüfus üçgeninde Müslümanlara yönelik inşa edilen algıdır. Çünkü bu üç eksende Müslümanlar (ya da Müslüman göçmenler) bir tehdit unsuru olarak görülmüştür. İkinci olarak ise, Arap Baharı olarak nitelendirilen sürecin 2011 yılında Suriye’ye sıçraması ile birlikte ortaya çıkan mülteci konusu, AB adına “mülteci problemi/tehdidi” olarak değerlendirilmiştir. Her iki kırılma döneminde de genelde Avrupa’nın, özelde ise aşırı sağcı parti ya da grupların odaklandığı hususların iki anahtar kelimeye sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır: “İslam/Müslüman” ve “göçmen”. Politik, kültürel ve ekonomik sahalarda “bizden olmayanlar” çerçevesine oturtulan bu özelliklere sahip ve Avrupa içerisinde yaşayan kişiler, yine bahsi geçen sahalarda birer “günah keçisi” olarak dahi doğrudan ya da dolaylı bir biçimde deklare edilebilmektedirler.

İşte şu ana değin ele alınan bu süreç ve ortaya çıkan durum, aşırı sağın Avrupa Birliği için ne ifade ediyor oluşuna dair bir takım ipuçları barındırmaktadır. Bu bağlamda, şu üç tespite yer vermek mümkündür. Birincisi, yukarıda ifade edilen günah keçisi meselesi ile ilgilidir. Çünkü ekonomik ve politik konularda bu yüzyılın başlangıcından bu yana bazı Birlik üyesi ülkelerin çeşitli sorunlarla karşılaşmış olduğu bilinmesine rağmen, sorunların sebeplerinin göçmenler üzerinden aranması, esasında bu ülkelerin kısa vadede lehlerine olan bir durum arz etmektedir. Örneğin, küresel ve bölgesel ekonomik etkilere karşın, göçmenlerin işsizlik oranlarındaki temel neden olarak görülmesi bu argümanla bağlantılıdır. İkincisi, özellikle XXI. yüzyıldaki bölgesel ve küresel gelişmelerin göz ardı edilemez etkisi ile güvenlik temelli konular dikkate alındığında, aşırı sağın yükselişi ile Müslüman göçmenlere yönelik inşa edilen “öteki” algısı arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur. Yani göçmenler üzerinden oluşturulan tehdit algılamaları, aşırı sağın söylemleri adına bir temel teşkil etmekte ve yükselişini sağlamaktadır. Fakat diğer yandan da aşırı sağın yükselmesi sonucu ortaya çıkan dışlayıcı/ötekileştirici söylem ve politikalar, toplumsal fay hatlarının derinleşmesine sebebiyet vermektedir ve bu fay hatları aşırı sağın varlığını meşrulaştırabilmektedir. Üçüncü olarak ise, bu yükseliş, kısa vadede lehte bir durum gibi görünebilirse de, uzun vadede Birlik adına sosyo-politik perspektiften bir takım risklerin söz konusu olduğu düşünülmektedir.

Dolayısıyla kısa vadeli politik hesapların söz konusu olması halinde, Avrupa’nın, bu kez değişen koşul ve şartlar kapsamında farklı bir boyutta olsa da XX. yüzyılın başlangıcındaki kâbusla bir kez daha karşılaşması/yüzleşmesi sürpriz olmayacaktır.

Buna gözatmalısın

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman

Saudi Arabia’s Bogus Claims And The Fate Of Mohammad Bin Salman Emile Nakhleh Anyone who …