Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / AVRUPABİRLİĞİ ARAŞTIRMALARI / AŞIRI SAĞ, BREXIT VE AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KİMLİK VE SİYASET AÇMAZI

AŞIRI SAĞ, BREXIT VE AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KİMLİK VE SİYASET AÇMAZI

AŞIRI SAĞ, BREXIT VE AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KİMLİK VE SİYASET AÇMAZI

Mustafa Atatorun

2. Dünya savaşından sonra ABD ve müttefikleri öncülüğünde kurulan uluslararası sistem içinde kontrol altına alınan Avrupa’daki aşırı sağ akımların, soğuk savaşın sona ermesiyle yükselişe geçerek son dönemde en güçlü evresine ulaştığını söyleyebiliriz. Daha çok aşırı milliyetçi veya ırkçı politikaların savunucuları olarak göze çarpan aşırı sağ partiler, bugün başta Avusturya, Macaristan, Polonya, Hollanda, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde, hatta liberal değerlerin en iyi yaşandığı düşünülen İngiltere ve İskandinav ülkelerinde dahi giderek güçlenmektedir. Daha da ötesi, bazı Avrupa ülkelerinde hali hazırda sağ politikaları destekleyen iktidarlar iş başında iken; bazılarında ise aşırı sağ partiler hükümet kurma sürecinde kilit partiler haline gelerek iktidar ortağı olmuşlardır. Avrupa çapında girdikleri hemen her seçimde oylarını artıran sağ ve aşırı sağ partiler siyaset sahnesinde rollerini pekiştirirken, ülke politikalarını önemli ölçüde etkileme potansiyeline ulaşmış vaziyettedirler. Özellikle Libya ve Suriye iç savaşlarından sonra Avrupa’ya olan mülteci akının fazlaca artması ve öncesinde başlayan ekonomik kriz ve etkileri aşırı sağ partilerin elini güçlendirmiş ve yabancı düşmanlığı Avrupa çapında belirgin bir şekilde ve şiddet içerir derecede görülmeye başlanmıştır. Bu partiler mülteci karşıtı politikaları uygulamaya koymuşlar, bunula birlikte Avrupa Birliği ve küreselleşme karşıtı söylemleri de kullanmaya başlamışlardır. Aşırı sağcı partiler, küreselleşme sürecinin ve onun şimdiye kadar en olgun meyvesi olan Avrupa Birliği’ni hem ulusal egemenlik ve bağımsızlıkların önünde engel, hem de yaşadıkları sosyal ve ekonomik sorunların ve krizlerin müsebbibi olarak görmekte olduklarından, planlanan serbest ticaret anlaşmalarını, Euro’yu, AB kurumlarını, düzenlemelerini ve karar alma süreçlerini hedef almaktadırlar. Bütün olarak bu duruma baktığımızda, AB’nin Avrupalılık kimliğini inşa etmede ve benimsetmede çok da başarılı olduğunu söylemek zordur. Zira, yaşanan krizlerle birlikte ulusal kimliklere dayalı reflekslerin revaç bulduğuna şahitlik ediyoruz.

Belki de, söz konusu durumun en keskin ve net bir biçimde ortaya çıktığı yer ise İngiltere olmuştur. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alması, Birlik içinde ve dünyada sarsıcı bir haber olarak okunsa da, İngiltere’nin iç siyasetini takip edenler ve bu ülkede öteden beri hep var olan Avrupa şüpheciliğinin böyle bir sürece evrilme ihtimalini göz önünde bulunduranlar için bu kararın sürpriz olmadığı söylenebilir. İngiltere kamuoyunun bu kararı almasında, ikna edici olan şüphesiz referandum sürecinde yapılan kampanyalardaki söylemlerin içeriği ve iddiaların nasıl temellendirildiği olmuştur. Söylemler, Brexit karşıtları için ağırlıklı olarak Avrupa Birliği’nden çıkışın, yatırım kaybı ve işsizlik başta olmak üzere ekonomik faturasının ağır olacağına dair korku ve kalmanın ekonomik rasyonel bir tercih olduğu üzerine kuruluyken; Brexit yanlıları, Birlik’ten ayrılmanın İngiltere’nin Avrupa Birliği bütçesine yaptığı büyük katkının İngiltere için, özellikle sağlık sisteminin desteklenmesinde kullanılması gerektiği, ayrıca İngiltere’nin sınırlarının ve göç politikalarının sadece İngiliz devleti tarafından kontrol edilmesi, AB’nin denetimi dışında kolayca serbest ticaret anlaşmaları yapabilmesi ve İngiltere’nin rahatça kendi istediği kanunları yapabilmesi gerektiği üzerine kurulmuştur. Hatta, alınacak yeni üyelerle AB’nin daha da genişlemesinin sonucunda sorun olarak gösterilen yukarıdaki meselelerin daha da ağırlaşarak İngiltere’ye daha fazla yük ve maliyet getireceği iddia edilmiştir. İngiltere’de hep var olmuş olan Avrupa şüpheciliğini tırmandırarak zirveye ulaşmasına neden olan olaylar aslında Avrupa çapında aşırı sağın yükselişine zemin hazırlayan olaylarla aynıdır. Zaten Brexit yanlısı kampanyalarda kullanılan ekonomiyi ön plana çıkaran, mülteci karşıtı söylemlerden ve tüm sağ siyasetin kampanyayı desteklemiş olmasından bu anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, AB’den ayrılma kararı, İngiltere’nin ulusal kimliğini güçlü bir şekilde vurgulayan ve üste alan bir sürecin ve girişimin sonucu olarak karşımızda durmaktadır.

Anlaşılıyor ki, Brexit meselesinin ilginç bir şekilde Avrupa Birliği’ni gelecekte siyasi bir açmaza sürükleyebileceği bir durumla karşı karşıyayız. Avrupa’da artan ve güçlenen aşırı milliyetçi, yabancı düşmanı akımları göz önüne aldığımızda, AB’nin, İngiltere’nin ayrılması pazarlıklarında bu ülkeye yumuşak ve tavizkar davranması, aşırı sağın iktidara gelebileceği  ya da daha da güçleneceği başka üyeleri Birlik’ten ayrılmak için gelecekte cesaretlendirebilecekken; sert davranması ise, hali hazırda yükselmeye devam eden aşırı sağın, ulusal egemenlik ve bağımsız politikalar önünde engel gördüğü Avrupa Birliği’ne tepkisinin daha da sertleşip keskinleşmesiyle sonuçlanabilir. Bu siyasi akımın, ülkelerindeki iktidarları tamamen ellerinde tutmaya başlamaları ya da iktidarın baskın gücünü teşkil etmeleri halinde ise, Birlik şüphesiz daha büyük bir tehditle karşı karşıya gelecektir. Bütün bunlara ilaveten, AB’de önemli bir yeri olan bölge ve yerel kimliklerin de tepkisel biçimde siyasi mücadele içerisine girmesi (tıpkı Katalonya’da olduğu gibi) Avrupa Birliği için daha vahim ve karışık bir sürece işaret eder. AB’nin böyle bir durumu yönetmesi ise pek mümkün olmaz.

Ulusal kimliklerin çarpıcı bir biçimde öne geçmeye başladığı bir dönemde, doğal olarak Avrupa Birliği’nin geleceğine dair ciddi soru işaretleri belirmektedir. Yukarıda kabaca bahsettiğimiz ulusal kimliklerin vurgulanmasına neden olan olayların etkilerini en asgari dereceye indirecek veya tamamen ortadan kaldıracak politikalar, AB’ye yardımcı olabilir, ancak bunun için de Birlik içinde güçlü bir siyasi birlik ve irade gerektiği açık. Söz konusu siyasi birlik ve iradenin ise, AB üyesi ülkelerde artık hükümet etmeye başlayan veya ortak olan aşırı sağ fraksiyonlarla nasıl başarılabileceği oldukça düşündürücüdür. Her ne kadar rasyonel olarak temellendirilmeye çalışılsa da, duygusal bir kabarma olan aşırı milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam düşmanlığı ve Müslüman kimliğe karşıt tutumların sertleşmesi ve şiddete varması durumu milyonlarca Müslümanın ve farklı ırklardan göçmenlerin yaşadığı Avrupa’nın istikrarına tehdit oluşturabilir. Siyaseten bu konunun Avrupa Birliği’nin gündeminde acil çözüm bekleyen bir konu olması gerektiği açıktır. Aksi halde, Birliğin savunduğu kapsayıcı, liberal değerlerin daha da fazla sorgulanır hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Sonuç olarak, Avrupa Birliği’ni bir arada tutmak için “ince bir siyasetin” bugünden takip edilmesi lazımken; bunun, yeniden canlanan “kalın kültür” karşısında başarılıp başarılamayacağını zaman gösterecektir.

SoDip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır; kurumları bağlamaz.

About yazar

Buna gözatmalısın

Türk-Macar Ortaklığının Arka Planı

Dr. Erjada Progonati   Türk-Macar Ortaklığının Arka Planı Devletler dış politika uygulamalarında dikkat çekmemek, dirençle …