Ana Sayfa / Bölgesel Araştırmalar / ASYA PASİFİK ARAŞTIRMALARI / ABD PKK’yı PYD’ye mi Dönüştürmek İstiyor?

ABD PKK’yı PYD’ye mi Dönüştürmek İstiyor?

Hasan Mesut Önder (Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü )

Amerikan’nın PKK terör örgütü liderleri Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için toplam 12 milyon dolarlık ödül koyması kamuoyunda çokça tartışıldı. ABD’nin bu adımının Türkiye’nin bölgesel öneminden kaynaklandığını ileri sürenler olduğu gibi,  Rahip Brunson’un teslim edilmesi neticesinde elde edilmiş bir kazanım olduğunu iddia edenler de var.  Bazı gözlemciler ise, bu adımla,  İran’a karşı yaptırımların devrede olduğu bir dönemde Türkiye’nin kısmi desteğini almak şeklinde de okumaktadır.  Ancak, bu  kararın altında yatan sebebi anlamak için, ABD’nin PKK ve PYD’ye bakışının son dönemde nasıl geliştiğini analiz etmek gerekiyor. PKK’nın eski kurucularından ve Almanya’da yaşayan Mehmet Şükrü Gülmüş’e göre bu plan, Öcalan sonrası Kürt jeopolitiğini yeniden tasarlama çabalarının bir parçası olduğu şeklinde… Gülmüş ile yapmış olduğum görüşmede ABD’nin PKK ve PYD ile ilgili stratejisi şöyle: 

“Oslo görüşmeleri sırasında, Almanya’nın ABD büyükelçiliğinde, Büyükelçi yardımcısı olarak çalışan bir Türk kadın görevli, beni arayarak görüşme talep etti. Bu süreçte ben ABD yetkilileri ile üç kez görüştüm. Görüşmenin biri, kendi büyükelçilik yerleşkesinde idi.  Birçok detay konuştuk ama Obama’ya yazmış olduğum Türkçe mektup, İngilizceye çevrilerek gönderildi, bu mektup karşılığında, Obama’nın benim için en önemli olan sorusu şu oldu; Abdullah Öcalan öldükten sonra ne olur?  Bu soruyu çok önemsedim, çünkü bu onların planları hakkında ipucu veriyordu. Bu sorunun ışığında günümüze bakarsak, bana göre ABD, Öcalan sonrası Kürd jeopolitiğindeki yeni yapılanma üzerine hazırlık yapıyor. ABD, PYD/YPG’yi yeni bir güç olarak Suriye’de sahneye çıkardı. Tırlarca silah yardımı yaptı.”    

ABD’nin bu stratejiyi uygulamasının sebebinin ne olduğu sorusuna karşılık ise şunları söyledi: 

“Bence ABD, soğuk savaş konseptinden kalma olan ve birçok kirli suçlara bulaşmış olan PKK’yı, YPG’ye dönüşmeye zorlayacak veyahut hepsini tasfiye edilecek. PKK’nın YPG’ye dönüşmesi ile ilgili şunu söylemem gerek. Öcalan’ın manevi oğlu Şahin Cilo(General Mahsun Cemil), 2011’de Suriye’de ayaklanma başlamadan önce 1500 kişilik bir güç ile birlikte Suriye’ye geçti ve orda YPG’nin alt yapısını kurdu. Buna direnirlerse, ABD tarafından Türkiye’ye yem edilirler. Ama direnmezler çünkü Kandil’deki tepe kadrolar da kendi kişisel ikbalini düşünüyor. Bana göre açılım sürecinin başarısız olmasının temel nedeni, örgüt silah bıraktıktan sonra bu kişilerin geleceğinin ne olacağı ile ilgili TC’nin tatminkâr bir çözüm sunamamasıdır. Kandil’dekiler, Öcalan, bir şekilde kendini garantiye aldı. Ama biz ne olacağız diye düşünüyorlar. Benim onlara tavsiyem, silahlarını TC’ye teslim etmek istemiyorlarsa, Güney’e versinler ve küçük Güney’de(Suriye’nin Kuzeyi) kaymakam ve yönetici olsunlar. Artık silahlı mücadelenin miadı dolmuştur.” 

MİT eski Müsteşarı ve açılım sürecini yönetmiş olan Emre Taner, devlet ve PKK arasında yürütülen görüşmelerin nerede tıkandığı ile ilgili şunları söyledi: 

“Örgütün içinde bazı kadrolar çözüm sürecinden ürktü, ben bunları yüz yüze görüştüm bu adamlarla, çok açık ifade ediyorum. Sebep şuydu: 500’ün üzerinde bir yönetici kadro “Biz ne olacağız? Çözüm sürecinden sonra biz Türkiye’ye dönersek tutuklanacağız. Ne yapacağız?” Gidin Norveç’te oturun, gidin İsveç’te oturun. Hangi parayla, hangi pulla, hangi fonlarla? Büyük tereddütler vardı, o gün dağa çıkanlar bugün 55 yaşında. 60 yaşına gelmiş adamlar var. Dağda emeklilik yok, dağda ölüm var bunu biliyorlar, yanaşmak istediler fakat yapamadılar, olmadı çünkü önlerine doğru düzgün bir yol haritası koyamadık. Çözüm süreci belli bir yere geldi, Habur’da tıkandı.” 

Bu iki ifadeden açıklamadan da anlaşılacağı üzere, PKK tepe yöneticilerinin kişisel akıbeti açılım sürecinin tıklanmasına neden olan en önemli faktördür. Öcalan’ın ölümü ve PKK’nın tepe yöneticilerinin tasfiye edilmesi ile bu engel ortadan kalkar mı, bilinmez ama ondan sonrasının ne olacağı ile ilgili Şükrü Gümüş’ün analizi şöyle: 

“Bana göre Selahattin Demirtaş, gülen Öcalan’dır. Öcalan’ın boşluğunu o dolduracak, hem Batı tarafından imajı itibari ile desteklenen bir isim. Saz çalışıyor, sempatik davranıyor. Abisi Nurettin’de Kandil’dedir. Ayrıca abisinin, Güney Kürdistan’da yatırımları var. Nurettin Hewler’de otel işletiyor.  Bu otel aynı zamanda Kandil’e gideceklerin konaklama ve ilişki yeri… Avrupa’da basılan İmralı notları kitabında, Öcalan, Selahattin’e “benim yerime seni hazırlıyorlar dikkat et mealinde” bir beyanı olmuştu. Batı’nın, Soğuk savaş döneminden kalma bir yapılanmadan ziyade, yeni bir imajla ortaya çıkan HDP’ye desteği devam edecektir. Ama bana göre merkez, yeni HDP ve bunun Suriye’deki izdüşümü PYD, şeklinde olacaktır.  Irak’taki Kürtler de etkin güç merkezi olarak konumlarını koruyacaklardır.” 

Gülmüş’ün bu analizi ile ABD’nin PKK liderlerine yönelik almış olduğu karar arasında ciddi örtüşmeler söz konusu. Buna AK Parti ile MHP arasındaki ittifakın bozulmasını da eklediğimizde, AK Parti’nin Kürt politikasında yeni bir başlangıç yapabileceğini söylemek mümkün. İki yıl önce, Karar Görüşler sayfası için yazmış olduğum, “Kürt Koridoru Türkiye için Tehdit mi Fırsat mı ?” adlı makalede, Türkiye için en mantıklı seçeneğin PKK ve PYD arasındaki bağın koparılması olduğunu ileri sürmüştük. Zaman içerisinde PKK ve PYD arasındaki köprü görevi gören ve PKK içindeki ulusalcı kanadı temsil eden Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin’in ve Sofu Nurettin gibi isimlerin öldürülmesi bu stratejinin bir parçası olarak okumak mümkün. Türkiye’nin  Suriye’nin Kuzeyinde oluşacak yapı ile sağlıklı bir ilişki kurmadığı  takdirde Suriye Kürtlerinin siyasal kimlik inşasında, Türkiye düşmanlığının başat unsur olarak ortaya çıkacağını ileri sürmüştük. ABD’nin terör örgütü liderlerine koyduğu ödül karşılığından Türkiye’den ne aldığı sorusu ise şuan belirsiz. Ancak yukarıda belirttiğim veriler ışığında değerlendirme yaparsak Türkiye’nin, çözüm girişimlerinin önünü tıkayan ve değişime direnen terör örgütü liderlerinin tasfiye edilmesi karşılığında, PYD’nin Suriye’nin Kuzeyinde özerk bir güç olmasını tanıyabileceğini söylemek mümkün. Lider kadrosu tasfiye edilmiş bir PKK, PYD’ye kolaylıkla dönüşebilir. Çünkü ,  PKK ile devlet arasında yürütülen görüşmelerde , suça bulaşmış PKK’lıların  ne olacağı , tutuklanıp tutuklanmayacağı ,bu unsurların topluma geri kazandırılması için neler yapılacağı ile ilgili bir çözüm geliştirilememişti.. Ancak şimdi bu unsurlar, kurulacak yeni sistemde PYD saflarında yer alabilmeleri mümkün.  Burada önemli bir hususu vurgulamak gerekiyor. PYD’nin en önemli isimlerinden biri olan Şahin Cilo’nun 28 Şubat döneminde ordu içindeki bir klikle olan temasıdır. Milli Güvenlik Kuruluna bağlı Toplumsal İlişkiler Başkanlığında görevli bir Albayın Brüksel’e giderek PKK’nın Avrupa Sorumlusu Şahin Cilo ile federasyon dâhil her seçeneğin masada olduğu bir ateşkes görüşmelerinin yapıldığı, Öcalan yakalandıktan sonra yapılan ayrıntılı sorgusunda yer alan önemli bir anekdottur. Bu veriler, Türk güvenlik bürokrasisinin PYD’yi fiilen yöneten düşmanını yakından tanıdığını göstermektedir. Tanınan  ve ne yapacağı/yapabileceği  az çok bilinen bir düşmanla uzlaşmak daha kolaydır. PKK, düz ovada siyaseti Suriye’nin içinde yaparlarsa; Türkiye, kendi Kürtleri ile barışmak için önünde duran en büyük engelden kurtulabilir. ABD’nin bu adımı ve MHP ve AK Parti arasındaki çatlak, böyle okunamaz mı, siz ne dersiniz?

 

SoDip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır; kurumları bağlamaz.

Bu yazı 17.11.2018 tarihinde http://www.karar.com/gorusler/abd-pkkyi-pydye-mi-donusturmek-istiyor-1033072 adresinde yayınlanmıştır.

 

About admin

Buna gözatmalısın

İSRAİL’İN ARAP BAHARI SONRASI SURİYE POLİTİKASI

USTAD Orta Doğu Analisti Hasan Mesut Önder ve Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. …

Bir Cevap Yazın